SÖYLEŞİ: Aslı Kemal GÜRBEY
Kemal Yıldırım’ın ilk basılı eseri olan “Gülce Şiirler” isimli şiir
kitabı geçen hafta Kalan Yayınları markasıyla raflardaki yerini aldı.
Kemal Yıldırım ile kitap ve şiir üzerine söyleşi yaptık.
Merhaba Kemal Bey. Yeni eseriniz hayırlı olsun. Sizi okurlarımıza tanıtarak söze başlayalım. Kemal Yıldırım kimdir?
Merhaba, öncelikle teşekkür ederim. Bir kurumsal firmada çalışıyorum,
önceleri hobi olarak yazıyordum. Bazı arkadaşlarımın verdiği cesaretle
kitap çıkarmaya karar verdim. Genelde bazı arkadaşlar şiir adam diye
hitap ediyor. Ben kendimi şiir emekçisi olarak görüyorum.
Edebiyatta “gül” güçlü bir metafor olarak her zaman işlenmiştir.
Siz de bu metaforu kitabın başlığında kullanmışsınız. “Gülce Şiirler”
başlığı ile söylemek istediğiniz nedir?
Bu kitabı yazmama vesile olan güzel bir insan vardı. Ve unutulmaz anılar
bitiktirmeme vesile oldu. Çokça Ege kokan şiirler ve sevgi aşığı
anlatmaya çalıştım. Güzel olan kokular gül gibi kokuyor, güzel yapılan
işlere bak, çiçek gibi olmuş diyoruz ya hani, bu kitapta bir sürü gül
kokulu şiirler var; ondan mütevellit adı Gülce Şiirler oldu.
Her şairin şiire başlama takvimi ve hikâyesi farklıdır. Sizin şiire başlama takviminiz ve hikâyenizi merak ediyorum.
Ben yaklaşık 15 yıldır yazıyorum ama bir türlü cesaret edip kimseye
söyleyemedim. Her şeyi kendi içinde yaşayan ve olaylardan etkilenen ama
dile getiremediğim için de yazmaya yöneldiğimi fark ettim. Çok
sevinince, çok üzüldükçe, çok öfkelendikçe vesaire işte.
“Saat gece yarısını çoktan geçti/Duvardaki gölgeler
yalnızlığımı vuruyor/Sensizlik çalınıyor odada/Ve ben bir bavul kadar
sessizim” dizelerinde yalnızlığı çok güzel ifade ediyorsunuz. Şairlerin
kalabalık içinde yalnız kimseler oldukları söylenegelmiştir. Bu fikre
katılır mısınız?
Doğrudur, bazı şairler kalabalıkta bile yalnız olduğunu söyler, bazıları
gerçekten yalnız olduğunu dile getirmek için söyler. Bunlar ikisi de
aynı kapıya çıkıyor aslında: ANLAŞILMAMAK.
Herkesin şiirden anladığı farklıdır. Mesela siz “Sözden kumaş
dokur ellerim ince” diyerek şiiri dokumacılıkla özdeşleştiriyorsunuz.
Sorum şu: Kemal Yıldırım’a göre Şiir nedir? Şair kimdir?
Şiir, içinizdeki duyguların yalın ayak koşmasıdır. Kimileri bunu
anlatabilir, kimileri de anlatamaz, sadece yazabilir. Şair hem kendisine
hem de yaşadığı dünyada herkesin sesi olan kişidir. Hüznü de, sevinci
de, öfkeyi de, hakkı da, haksızlığa da korkmadan dile getirebilendir.
“Tezgâhın iplerinde özlemin tınısı, her düğümde saklı bir kalbin
anısı” dizelerinde şiiri adeta bir anılar ve duygular ağı gibi
betimliyorsunuz. Şiirlerinizde en çok hangi duyguların izini
sürüyorsunuz? Sebebi?
Birçok konuda yazmayı seviyorum. Ama sevgi, aşk bütün şairlerin ilk
konusu olmuştur hep. Bazen yaşadıklarınız, bazen de yaşayamadıklarınız
sizi yazmaya mecbur bırakıyor.
Son sorumda şu: Size göre toplum olarak bizim şairlere ve şiire karşı yaklaşımımızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizin durumu ortada, yani bırakın şiir okumalarını, kitap okuyan
insan sayısı bile çok çok aşağıda. Hayat ve dünyevî telaşlarımız
maalesef ki güzel olan her şeyin önüne geçmiş durumda. Geçmiş için bir
şey yapamayız ama gelecek için çok şey yapabiliriz. İnsanları okumaya ve
yazmaya teşvik edecek, yönlendirecek bilgili öğretmenler ve ebeveynler
yetiştirmemiz gerekiyor. Hem bize gelen ilk emir neydi? “OKU.”