Şair Doğan Sayan’ın, “Adını Her Duyduğumda” isimli kitabı bu hafta Kalan
Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Okurlarıyla buluşan “Adını
Her Duyduğumda” adlı eserle ilgili Doğan Sayan ile bir söyleşi yaptık.
Keyifli okumalar dileğimizle buyurun söyleşimize.
Merhaba Doğan Bey. Yeni eseriniz hayırlı olsun. Sizi okurlarımıza tanıtarak başlamak istiyorum. Doğan Sayan kimdir?
Doğan Sayan, kelimelerle var olan, şiire sığınan ve aşkın en saf hâlini
dizelerinde yaşatan bir şair değilde bir karalayan adam. Şair olmak
zaman ister. Ağrı’nın Tutak ilçesi Yukarı Kargalık Köyü’nde dünyaya
geldim. İlk ve ortaöğretimimi Ağrı ili Tutak ilçesinde bulunan Gazi
İlköğretim Okulu’nda tamamladım. Bugünlere gelmemde iki insanın büyük
payı var: İngilizce öğretmenim, maddi ve manevi anlamda bana destek olan
Zuhal Yaşar Hanımefendi ve lise yıllarımda edebiyatın varoluşunu bana
öğreten Edebiyat öğretmenim Osman Köroğlu Beyefendi. Zuhal öğretmenim
bana iyiliği, samimiyeti ve sadakati öğretti. Osman hocam ise edebiyatın
sadece kelimeler değil, bir ruh olduğunu gösterdi. Her şeyimi onlara
borçluyum. Kendilerine bu vesile ile buradan teşekkürlerimi
sunarım.Üniveriste mezunuyum ve şuan bir gıda firmasında üst düzey
yönetici çalışıyorum ve çeşitli Ticaret girişimleri ile
uğraşıyorum.Hayatımın son dönem başarılarını da şuan bana her türlü
imkanı sunan ve bana koşulsuz güvenen şirket sahipleri Volkan Oğuzeş ve
Burak Yıldırım’a teşekkür ederim… Doğan SAYAN etrafında güzel insan
barındıran ve etrafındaki insanlara sevgili ve saygılı olmaya çalışan
birisi…
Öncelikle tebrikler! Sade, akıcı, güzel bir şiir kitabı olmuş. Ne zamandan beri yazıyorsunuz?
Şiire ilgim 11 yaşında başladı. İlk kez Cemal Süreya’nın dizeleriyle
tanıştığımda, kelimelerin ne kadar güçlü olabileceğini fark ettim.
Ardından Nazım Hikmet’in dizeleriyle aşkın, acının ve umudun nasıl
anlatılabileceğini keşfettim. Lise yıllarımda edebiyat öğretmenim Osman
Köroğlu’nun “Edebiyat insanın içinin dışa yansımasıdır” sözü, beni
yazmaya daha çok teşvik etti. O zamandan beri şiir benim için bir yaşam
biçimi hâline geldi. Bunlarla birlikte şiirlerle 6 yıllık bir geçmişim
var. Bu süreçte yaşanmışlıklarım, hislerim ve iç dünyam kelimelere
döküldü. Şiir, benim için sadece yazmak değil, bir hayat yolculuğu oldu.
Filozoflar, her eylemin ardında bir fikir vardır derler. Şiirleri kitaplaştırma fikrinizin doğmasında ne etkili oldu?
Şiir benim için hep bir iç dökme, bir varoluş biçimiydi. Ama yazdıklarım
sadece benim iç dünyamla sınırlı kalmamalıydı. Beni en çok etkileyen
şey, duygularımın başkalarında da karşılık bulabileceğini görmek oldu.
İnsanlar aşkı, özlemi, kaybedişi ve umudu yaşarken yalnız olmadıklarını
hissetsinler istedim. İşte bu yüzden şiirlerimi kitap hâline getirme
fikri doğdu.
Öteden beri şiir herkes için farklı bir anlama karşılık geliyor. Sizin için anlamı nedir?
Şiir, ruhun dile gelmesidir. Bazıları için bir hobi, bazıları için
sanattır ama benim için nefes almak kadar doğal bir şeydir. Kelimelerin
içinde kaybolduğumda aslında kendimi buluyorum. Şiir, insanın en derin
yaralarına merhem olurken, aynı zamanda onları en keskin şekilde
hissettiren bir aynadır.
Şiirin artık değer görmediğini, şiirin ömrünün dolduğunu söyleyenler var. Neler söyleyeceğinizi merak ediyorum.
Şiir, hiçbir zaman değerini kaybetmez. Sadece onu anlayanların sayısı
azalır. Günümüzde hızlı tüketilen içeriklerin içinde şiirin biraz geri
planda kaldığı doğru olabilir. Ama bir kalbe dokunan, bir ruhta iz
bırakan şiirler, her dönemde kıymetini korur. Şiir, duyguları en saf ve
yoğun hâlde sunan bir sanat dalıdır ve edebiyat var olduğu sürece şiir
de var olacaktır.
“Adını Her Duyduğumda” şiirini beğendiğimi söylemeliyim.
“Adını her duyduğumda,
Bir yangın düşer yüreğime.
Sanki zaman durur,
Sesler susar,
Ve yalnızca sen kalırsın aklımda…” dizeleri evrensel bir duyguya davet ediyor.
Şiirinizde geçen “Adını her duyduğumda, bir yangın düşer yüreğime” dizeleri, okura yoğun bir duygu yükü taşıyor. Açık olmanızı isteyeceğim: Bu, yangın metaforu, daha çok bir özlem mi, yoksa geçmişten kalan bir yaranın sızısı mı?
Aslında her ikisi de… Aşkın içinde hem özlem hem de yara vardır. Bir insanın adını duyduğunuzda içinizde bir ateş yanıyorsa, bu hem onu kaybetme korkusunun hem de ona duyulan derin sevdanın bir yansımasıdır. Bazen bir ad, bir hayat hikâyesine dönüşür. İşte bu yüzden, o isim her duyulduğunda içimizde bir yangın başlar.
Herkesin kalbinde, adını her duyduğunda yukarıdaki çağrışımları yapan biri olmasaydı, edebiyat var olabilir miydi?
Bence edebiyatın özü tam da burada saklı. İnsan ruhunu en çok
etkileyen şey kayıplardır, özlemdir, kavuşulamayanlardır. Eğer herkes
mutlu olsaydı, kalemler bu kadar derin cümleler yazabilir miydi?
Edebiyatın ilham kaynağı, insanın içindeki eksiklik hissidir. O eksiklik
bir insansa, onun adı her duyulduğunda bir şiir doğar.
Birbiriyle bağlantılı 3 sorum olacak. 1) Yeni bir şiir kitabı
projeniz var mı? 2) Doğan Sayan, şiir dışında başka türde kitaplar yazar
mı. 3) Eğer yeni kitap projeniz varsa okurlarınıza yaklaşık bir takvim
verebilir misiniz?
Var aslında. Adını Her Duyduğumda bir aşk kitabı olabilir ama bir
sonraki projem insanlığa bir sesleniş olacak. Bütün duyguların ancak
içten ve samimi yaşandığında anlam bulacağını anlatan bir eser kaleme
almak istiyorum. İnsan, aşkı, nefreti, umudu, hüznü ve sevinci
içtenlikle yaşarsa varoluşunun anlamını bulabilir. İşte bu yüzden, tüm
duyguların samimiyetini anlatan bir kitap yazmak istiyorum.
Şiir benim için en özel alan ama hikâye ve roman türlerinde de yazmak
istiyorum. Belki ilerleyen yıllarda, şiirlerim kadar yoğun duygular
içeren bir roman kaleme alabilirim.
Şu an için kesin bir tarih vermek zor ama yeni kitabım için çalışmalarım
sürüyor. 6 ay sonra, yeni bir kitap düşünüyorum ve bu kitabımın da
okurlarımla buluşacağı tarihe dair bir takvim oluşturmayı planlıyorum.
Eğer her şey planladığım gibi giderse, bir yıl içinde yeni bir eserle
okurlarımın karşısında olmayı istiyorum.