Hayat, bazen bir nehir gibi akar, bazen bir kıssa gibi kısa ama derindir. Emekli Piyade Kıdemli Albay Ali Nevzat Sezer, yaşam yolculuğunu hem askeri disipliniyle hem de insanî duyarlılığıyla yoğurmuş, şimdi ise bu zengin deneyimi KISSA adlı anı kitabıyla okurlarla buluşturmuş. İstanbul Aksaray’da doğan, kökleri Erzincan Kemah’a uzanan Sezer; hudutlardan hastanelere, birliklerden sivil hayata kadar birçok alanda iz bırakmış bir isimdir. Askeri kimliğinin yanı sıra Antalya’daki kültürel ve sosyal yaşamın da aktif bir üyesi olan yazarımızla bu söyleşide; bir ömrün kıssalara dönüşen tanıklıklarını, yazarlık serüvenini ve ardında bıraktığı izleri konuşacağız.
Merhaba Ali Nevzat Bey. Yeni eseriniz hayırlı olsun.
Sizin kim olduğunuzu okurlarımıza tanıtarak başlayalım. Ali Nevzat
Sezer kimdir?
Ali Nevzat Sezer, 1.85 boy ve 110 kilo ağırlığında bir bireydir. Ali
Nevzat Sezer, yaşamı boyunca iyi insan olmaya çalışan, doğru
bildiklerini yapma uğraşında olan, karşılaştığı hemen her olayı detaylı
inceledikten sonra karar veren, merhametli, duygusal bir insandır. Zaten
kitabımı okuyan nasıl bir insan olduğumu anlamıştır diye düşünüyorum.
İlkler herkes için önemlidir. Siz de ilk kitabınızı yazıp
yayımladığınız için sevinçli ve mutlu olmanın yanı sıra gurur da duyuyor
olmalısınız. Duygularınızı ve neler hissettiğinizi merak ediyorum.
Elbette ilkler önemlidir. Kitabım elime geçtiğinde, onu çocuğum gibi
görerek sevindim. Kolay değil. Yaşanan olayları eğrisiyle doğrusuyla
yazabilmek hani birazda kendinden bir yerde ödün vermek gibidir. Eğriler
yazılır da, doğruları yazmak zülfiyare dokumak gibidir. Ben naçizane
dokunduğumu sanıyorum.
Ali Nevzat Bey, hayat hikâyesi ve anılar yazmak kolay görünse de
kesinlikle kolay değil. Onca yaşanmışlığı toparlamak, hatırlamak,
yazmak ayrı bir dikkat, ayrı bir özen ve hayal gücü istiyor. Bize bu
kitabın doğuş hikâyesini anlatır mısınız? Nereden çıktı Kıssa’yı yazma
fikri?
Haklısınız. Pek kolay olmadı. Yazma fikri özellikle haksızlığa uğramış
arkadaşlarımın ve askerliğim süresinde bu duçar olmuşluğumu anlatmak
istedim. Kitapta belirttiğim gibi okurlar yazdıklarımdan kıssadan hisse
çıkaracaklardır diye düşünüyorum.
Ali Nevzat Bey, 353 sayfa tutan Kıssa kitabınızı beğenerek
okudum. Bazı yerlerde güldüm, bazı yerlerde gözlerim doldu, bazı
yerlerde gurur duydum. Anılarınızı kaleme alırken sizi en çok
duygulandıran veya zorlayan bölüm hangisiydi?
Askeri okul serüvenimde haksızlığa uğradığım anlar ve ilkokul
öğretmenliğim esnasında onlardan ayrıldığım çocuklarımın beni evime
kadar getirip ağlamalarından çok duygulandığımı söyleyebilirim.
Kıdemlı Albaylıktan emekli olmuşsunuz. Askerlikte koca bir ömür
geçirmişsiniz. Sizin deyiminizle “Uzun İnce Bir Yol.” Merak ediyorum
kitabınızda anlatmak isteyip de anlatamadığınız şeyler kaldı mı?
Kalmaz olur mu? Özgürlükle ilgili iki anımı anlatayım. Birincisi, yıl
1966, Pazarkule hudut kapısında teğmen olarak görevliyim. Gümrüğe bir
otobüs ve bir kamyon geldiğinde gümrük muhafaza memuru Burhan yanıma
gelerek, kumandanım, Madam Laskari ve film ekibi Yunanistan’a çıkış
yapacak, biz gümrük olarak kamyondaki eşyaları indirip incelemeye aldık.
Madam Laskari (Yunanistan güzellik kraliçesi) sizinle görüşmek istiyor
dedi. (Yunanistan’la yine papaz olduğumuz zamanlar Türk ve Yunan
yetkilileri müşterek bir film yapmak istemişler, Orhan Günşıray ve
Madam Laskari isimlerinin önce yazılması konusunda anlaşamadıkları için
Yunan film ekibi İpsala kapısından giriş yaptıkları Türkiye’den gizlice
ayrılmak için Pazarkule hudut kapısından çıkmak zorunda kalmışlar.)
Madam Laskari sekiz milimetrelik sinema makinesi kullanan personelle
yanıma gelerek Atatürk büstünü çekme müsaadesi istedi. O zamanlar
Yunanistan krallıkla idare ediliyordu. Büstün yanına gittik. Büstün
kaidesindeki “Ben yaşayabilmem için hür bir milletin evladı olmalıyım.”
ibaresini okuyunca ağlamaya başladı ve Atamızın büstüne sarılarak çekim
yaptı.
İkincisi, yıl 1970, Bulgaristan hududunda bölük komutanı olarak
görevliyim. Karşımda altı tane Bulgar hudut takım komutanı binbaşı var.
(Bulgaristan o zamanlar kominizim idaresinde, Bulgarlarla her ay sınır
olayları ile ilgili 289 numaralı hudut taşında onların tarafında
protokol yapıyorduk.) Mutad protokollerin birisinde binbaşılardan
birisinin yüzbaşı olduğunu görünce ona sordum. Cevaben beton hudut
direklerinden birisi fırtınada kırıldığı ve bunu zamanında göremediğim
için bana rütbe tenzili yaptılar. Kumandanım HÜRRİYET SİZDE SADECE
GAZETE ADI DEĞİL, DEĞİL Mİ? diyerek ağladı. Özgür yaşamanın dayanılmaz
güzelliği ne güzel değil mi?
Emeklilik hayatınızda Antalya’da yeni bir düzen kurdunuz. Askerlikten sonra sivil hayata geçişte zorlandınız mı?
Hayır zorlanmadım. Halen üyesi olduğum derneklere devam ediyorum.
82 yaşındasınız. Neredeyse Cumhuriyet ile yaşıtsınız. Birçok
deneyim ve tecrübeye sahipsiniz. Dolayısıyla sizin genç nesillere öneri
ve tavsiyelerinizin değerli ve önemli olduğuna inanıyorum. Türk
gençliğine tavsiyeleriniz neler olur?
Türk gençliğine tavsiyede bulunmamın pek kıymeti harbiyesi olduğuna
inanmıyorum. Onlar zaten Atamızın kendilerine verdiği vazifenin gereğini
yapıyorlar.
Kıssa, okuyanların beğeneceği bir anı kitabı. Dili çok sade,
akıcı ve merak içinde bir solukta okunacak güzel bir kitap. Dolayısıyla
bunun mimarı bir yazarın kaleminden başka kitaplar da çıksa hiç fena
olmaz diye düşünüyorum. Bundan sonrası için üzerinde çalıştığınız başka
kitaplar olacak mı?
Asker arkadaşlarımın isteği doğrultusunda yakın çalıştığım Orgeneral
Cemal Tural ve Eşref Bitlis ile çok özel görev yaptığım Kıbrıs ve KKK
Denetleme Başkanlığı anılarımı ömrüm müsaade ederse yazmaya çalışacağım.
Söyleşiyi sonlandırırken okurlarınızın bol olmasını diliyorum.
Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.