Öncelikle kitabınız hayırlı olsun. Sizi tanımakla başlayalım, Muhammet Emin Yaşar kimdir?
Teşekkür ederim. Ben, İstanbul’un kenar bir semtinde doğmuş ama kalbini
hep iç dünyasının sokaklarında gezdirmiş bir adamım. Hayatın çetrefilli
hesaplarından geçip, tarihin gölgelerinde dinlenmeye çalışan; ama en çok
kelimelerin arasında soluk alabilen biriyim. Muhasebe cetvelleriyle
başladığım yolculuğu, tarihin izinde sürdürdüm; ama hep yazıyla, hep iç
sesimle yürüdüm. Yazmak, benim için bir tercih değil, varoluşun doğal
haliydi. Çünkü bazı duygular vardır, susarsanız sizi boğar; ben de her
seferinde kalemle nefes aldım.
“Belki Oluruz Diye” ismiyle okuru saran bu öykü kitabı,
“yaşanmamış aşkın izleri”ni anlatıyor. Sizce yaşanmamış olan, bazen en
çok hissedilen midir?
Kesinlikle. Yaşanmamış olanın büyüsü, tam da orada gizlidir: yaşansaydı
ne olurdu? Bu soru insanın içinde durmaksızın yankılanır. Yaşanmış olan
eksilir, tükenir; ama yaşanamayan, hep başka bir ihtimal olarak kalır.
Bir tebessüm, bir susuş, bir bakış… Hepsi bir ömre sığabilir ve kalpte
hiç eskimez. Çünkü yaşanmayan aşklar, hatırlanmak için değil,
hissedilmek için vardır.
Kitabın arka kapağında “bir veda bile edilemeyen duygular”dan
bahsediyorsunuz. Vedalaşamamanın yazarlığınıza etkisi oldu mu? Sizce
edilmeyen her veda, bir öyküye dönüşmeye mahkûm mudur?
Vedalaşmak bazen bir kapanıştır, bazense bir kabulleniş. Ama
vedalaşamamak… İşte o, yazının en derin yarasıdır. Kapanmayan,
kabullenilemeyen bir yara. Benim kalemim çoğu zaman oradan sızar. Her
veda edilmeyen duygu, içimde bir yankı bulur. O yankı, kimi zaman bir
cümlede, kimi zaman bir mektupta vücut bulur. Evet, vedasızlık yazarı
diri tutar, çünkü kalemin ucu hâlâ söyleyecek söz arar.
İstanbul bu kitapta neredeyse bir karakter gibi. Sizce şehir,
aşkın yankısını daha mı çok duyuruyor, yoksa unutturmaya mı yardım
ediyor?
İstanbul hem unutulmaz hem unutturmaz. Aşkı da, hüznü de kendi göğsünde
taşır. Bir vapur sesiyle başlayan bir hatıra, Beşiktaş’ta bir meyhanede
yankılanabilir. Boğaz’ın serinliğinde, kalbinizin tam ortasına bir özlem
düşebilir. Benim için İstanbul, bir hatırlatıcıdır. O ilk bakışı
hatırlatan durak da olur, vedasızlığın yankılandığı sokak da… Bu şehir,
aşkı çoğaltır ama unutmayı öğretmez.
“Rakı sofralarında yankılanan ses” diyorsunuz… İçki ve melankoli, edebiyatta neden bu kadar iç içe sizce?
Çünkü içki, bazen söylenemeyeni söyletir. Rakı masası, kelimelerin daha
cesur olduğu, kalbin daha çıplak konuştuğu bir yerdir. Melankoli ise
edebiyatın hem ilhamı hem harcıdır. İçkiye eşlik eden hüzün, bir nevi
duyguların arınmasıdır. Benim için rakı masası, bir hikâyenin
anlatıldığı değil, yaşandığı yerdir. Söz orada içten gelir, yazıya ise
sadece yansır.
Öykülerinizdeki karakterler çoğu zaman “belki”ye tutunuyor. Sizce umut, bir teselli mi yoksa bir işkence mi?
Umut, hem bir merhem hem bir bıçaktır. “Belki” kelimesi, içimizde yarım
kalan her şeyin sığınağıdır. Teselli gibi görünse de, zamanla bir
bekleyişe, hatta bir içsel tutsaklığa dönüşebilir. Ama insan umut
olmadan yaşayamaz. Umut; yolda kalanın, yarım sevenin, vedasız gidenin
tek dayanağıdır. Ben yazarken hep şu cümleyi düşündüm: “Belki oluruz
diye yaşıyoruz, ama bazen sırf bu yüzden eksiliyoruz.”
Peki ya mektuplar… Bugünün dijital dünyasında mektup yazmanın hâlâ bir karşılığı var mı sizce?
Varlığından çok, niyeti kıymetlidir mektubun. Bir mesaj saniyeler içinde
ulaşır ama bir mektup, yavaşlığında taşır duyguyu. Mektup, düşüncenin
demlenmiş hâlidir. Ben mektuplar yazdım; göndermesem de yazdım. Çünkü o
kelimeleri içimde tutmak, hissettiğim kişiye haksızlıktı. Bence hâlâ
karşılığı var, belki artık zarfta değil ama satır aralarında yaşayan
mektuplar hâlâ yazılıyor.
Son olarak, bu kitabı okuyanlara ne hissetmelerini diliyorsunuz?
Eksik kalmış her şeyin edebiyatta tamamlandığını…
Bir bakışın ömre bedel olabileceğini…
Ve bazen bir kelimenin, bir ömür sustuğumuz cümleyi taşıyabileceğini…
Bu kitabı okuyanların, kendi içlerindeki “belki”yle yüzleşmelerini
istiyorum. Kimi zaman buruk bir tebessümle, kimi zaman sessiz bir iç
çekişle… Ama en çok da içlerinde unuttukları bir duyguyu
hatırlamalarıyla.