1,500.00 ₺ ve Üzeri Alışverişlerinizde Kargo Bedava!
Muhammet Emin Yaşar: “ Kelimelerin Arasında Soluk Alabilen Biriyim…“
Buradasınız: Anasayfa / Blog
30 Kasım -0001, Pazartesi
Muhammet Emin Yaşar: “ Kelimelerin arasında soluk alabilen biriyim…“
Muhammet Emin Yaşar: “ Kelimelerin arasında soluk alabilen biriyim…“
SÖYLEŞİ: Aslı Kemal Gürbey          

Öncelikle kitabınız hayırlı olsun. Sizi tanımakla başlayalım, Muhammet Emin Yaşar kimdir?
Teşekkür ederim. Ben, İstanbul’un kenar bir semtinde doğmuş ama kalbini hep iç dünyasının sokaklarında gezdirmiş bir adamım. Hayatın çetrefilli hesaplarından geçip, tarihin gölgelerinde dinlenmeye çalışan; ama en çok kelimelerin arasında soluk alabilen biriyim. Muhasebe cetvelleriyle başladığım yolculuğu, tarihin izinde sürdürdüm; ama hep yazıyla, hep iç sesimle yürüdüm. Yazmak, benim için bir tercih değil, varoluşun doğal haliydi. Çünkü bazı duygular vardır, susarsanız sizi boğar; ben de her seferinde kalemle nefes aldım.
“Belki Oluruz Diye” ismiyle okuru saran bu öykü kitabı, “yaşanmamış aşkın izleri”ni anlatıyor. Sizce yaşanmamış olan, bazen en çok hissedilen midir?
Kesinlikle. Yaşanmamış olanın büyüsü, tam da orada gizlidir: yaşansaydı ne olurdu? Bu soru insanın içinde durmaksızın yankılanır. Yaşanmış olan eksilir, tükenir; ama yaşanamayan, hep başka bir ihtimal olarak kalır. Bir tebessüm, bir susuş, bir bakış… Hepsi bir ömre sığabilir ve kalpte hiç eskimez. Çünkü yaşanmayan aşklar, hatırlanmak için değil, hissedilmek için vardır.
Kitabın arka kapağında “bir veda bile edilemeyen duygular”dan bahsediyorsunuz. Vedalaşamamanın yazarlığınıza etkisi oldu mu? Sizce edilmeyen her veda, bir öyküye dönüşmeye mahkûm mudur?
Vedalaşmak bazen bir kapanıştır, bazense bir kabulleniş. Ama vedalaşamamak… İşte o, yazının en derin yarasıdır. Kapanmayan, kabullenilemeyen bir yara. Benim kalemim çoğu zaman oradan sızar. Her veda edilmeyen duygu, içimde bir yankı bulur. O yankı, kimi zaman bir cümlede, kimi zaman bir mektupta vücut bulur. Evet, vedasızlık yazarı diri tutar, çünkü kalemin ucu hâlâ söyleyecek söz arar.
İstanbul bu kitapta neredeyse bir karakter gibi. Sizce şehir, aşkın yankısını daha mı çok duyuruyor, yoksa unutturmaya mı yardım ediyor?
İstanbul hem unutulmaz hem unutturmaz. Aşkı da, hüznü de kendi göğsünde taşır. Bir vapur sesiyle başlayan bir hatıra, Beşiktaş’ta bir meyhanede yankılanabilir. Boğaz’ın serinliğinde, kalbinizin tam ortasına bir özlem düşebilir. Benim için İstanbul, bir hatırlatıcıdır. O ilk bakışı hatırlatan durak da olur, vedasızlığın yankılandığı sokak da… Bu şehir, aşkı çoğaltır ama unutmayı öğretmez.
“Rakı sofralarında yankılanan ses” diyorsunuz… İçki ve melankoli, edebiyatta neden bu kadar iç içe sizce?
Çünkü içki, bazen söylenemeyeni söyletir. Rakı masası, kelimelerin daha cesur olduğu, kalbin daha çıplak konuştuğu bir yerdir. Melankoli ise edebiyatın hem ilhamı hem harcıdır. İçkiye eşlik eden hüzün, bir nevi duyguların arınmasıdır. Benim için rakı masası, bir hikâyenin anlatıldığı değil, yaşandığı yerdir. Söz orada içten gelir, yazıya ise sadece yansır.
Öykülerinizdeki karakterler çoğu zaman “belki”ye tutunuyor. Sizce umut, bir teselli mi yoksa bir işkence mi?
Umut, hem bir merhem hem bir bıçaktır. “Belki” kelimesi, içimizde yarım kalan her şeyin sığınağıdır. Teselli gibi görünse de, zamanla bir bekleyişe, hatta bir içsel tutsaklığa dönüşebilir. Ama insan umut olmadan yaşayamaz. Umut; yolda kalanın, yarım sevenin, vedasız gidenin tek dayanağıdır. Ben yazarken hep şu cümleyi düşündüm: “Belki oluruz diye yaşıyoruz, ama bazen sırf bu yüzden eksiliyoruz.”
Peki ya mektuplar… Bugünün dijital dünyasında mektup yazmanın hâlâ bir karşılığı var mı sizce?
Varlığından çok, niyeti kıymetlidir mektubun. Bir mesaj saniyeler içinde ulaşır ama bir mektup, yavaşlığında taşır duyguyu. Mektup, düşüncenin demlenmiş hâlidir. Ben mektuplar yazdım; göndermesem de yazdım. Çünkü o kelimeleri içimde tutmak, hissettiğim kişiye haksızlıktı. Bence hâlâ karşılığı var, belki artık zarfta değil ama satır aralarında yaşayan mektuplar hâlâ yazılıyor.
Son olarak, bu kitabı okuyanlara ne hissetmelerini diliyorsunuz?
Eksik kalmış her şeyin edebiyatta tamamlandığını…
Bir bakışın ömre bedel olabileceğini…
Ve bazen bir kelimenin, bir ömür sustuğumuz cümleyi taşıyabileceğini…
Bu kitabı okuyanların, kendi içlerindeki “belki”yle yüzleşmelerini istiyorum. Kimi zaman buruk bir tebessümle, kimi zaman sessiz bir iç çekişle… Ama en çok da içlerinde unuttukları bir duyguyu hatırlamalarıyla.


Detaylı Bilgi İçin Bizi Arayın