Kıymetli okurlarımız;
Bu söyleşimizde Kalan Yayınları etiketiyle “Yoga Hayatımı Değiştirdi”
adında bir kitapla okurlarıyla buluşan yoga eğitmeni Aslı Başar’ı konuk
ediyoruz.
Aslı Başar gibi yaşamını yogaya adamış bir isimle söyleşi yaparken,
sadece kitaba değil aynı zamanda onun ruhsal yolculuğuna ve yoganın
felsefesine de dokunmak gerekir düşüncesiyle gerçekleştirdiğimiz
söyleşimizi keyifle okuyacağınıza inanıyoruz.
Hoşgeldiniz Aslı Hanım, sizi tanımaya başlamadan önce kitabınız için
sizi kutluyorum, okuru bol olsun dileklerimle keyifle okuduğum bir kitap
olduğunu belirtmeliyim. Söyleşimize sizi tanımakla başlayalım Aslı
Başar kimdir?
Öncelikle teşekkür ediyorum. Bu kitabın yazılma aşaması oldukça uzun
sürse de; artık okurlarla buluştuğu için ben de çok mutluyum.
Ben Aslı Başar. 46 yaşındayım ve İzmirliyim. Yıllar boyunca reklam
sektöründe çalıştım ama bir noktada iç sesimi dinleyip bambaşka bir yola
girdim. Şu anda altı yıldır kendi yoga okulumda hem yoga dersleri
veriyor hem de yeni yoga eğitmenleri yetiştiriyorum.
Bu dönüşüm benim için sadece mesleki değil, insani bir yolculuktu.
Kendimi önce insan, sonra eğitmen olarak görüyorum. Hayvanlara, doğaya
ve insanlara kalpten bağlıyım. Elimden geldiğince faydalı olmaya,
duyarlı kalmaya ve bu dünyada gerçekten “insan” gibi yaşamaya çalışan
biriyim aslında.
“Bedenden içe, içten öze yapılan bir yolculuk” diyorsunuz. Bu cümle sadece bir tanım değil, adeta bir davet. Sizi bu yolculuğa çıkaran içsel kıvılcım neydi? Hayatınızın hangi anında bu kıvılcımla karşılaştınız ve onun peşinden gitmeye nasıl cesaret ettiniz?
Hayatımın bir döneminde hem dış dünyada hem iç dünyamda büyük bir
tıkanıklık yaşadım. Rekabetin, beklentilerin ve koşulların arasında
sıkıştığımı; kendi sesimi duyamadığımı fark ettim. Değer duygumun
zedelendiği, güvenimin sarsıldığı, kendimi derin bir boşlukta
hissettiğim bir andı bu.
O karanlığın içinde bir kıvılcım gibi beliren şey, “başka bir yol
olmalı” arzusuydu. Yoga o an karşıma çıktı ve ben de onu bir çıkış
değil, bir dönüş yolu olarak gördüm. Kendime, öz değerime ve içsel
gücüme ulaşmanın yolu.
Cesaretim, aslında çaresizliğin içinden çıktı. Ama tam da orada, en kırılgan anımda, en güçlü yerime dokundum.
Kitabınızda pozlardan çok, pozların ardındaki duygulara, nefese ve sessizliğe yer veriyorsunuz. Bu da yogayı bir beden pratiği olmaktan çıkarıp bir varoluş biçimine dönüştürüyor. Sizce yoga, insanın kendine ve yaşama olan bağını nasıl dönüştürür? Bunu bir öğretmen olarak değil, bir arayıcı olarak nasıl deneyimlediniz?
Benim için yoga, ilk başta sadece nefes alabilmekti. Fiziksel değil,
ruhsal anlamda… O karmaşanın, belirsizliğin ve kırılganlığın içinden
geçerken, yoga bedenimle değil, kalbimle
bulduğum bir sığınak oldu. Sessizlikle ilk orada tanıştım. Ve o
sessizlik, en çok korktuğum şeyken zamanla en güvenli yerim oldu.
Pozlar sadece birer araçtı; asıl dönüşüm nefeste, duraksamalarda ve
farkındalıkta oldu. Yogada, insanın kendiyle kurduğu bağ; dışarıdan
içine, oradan da özüne doğru akan bir yolculuk. Ve bu yolculukta
öğrendiğim en önemli şey, arayışın aslında bir varış değil, bir
hatırlayış olduğu…Ben yoga sayesinde kendime yeniden bağlandım. Ve bu
bağ ne bilgiyle, ne de pozla… sadece olma haliyle kuruldu.
“Gerçek pratik gözler kapandığında başlar” diyorsunuz. Modern
çağın kalabalığında ve dikkat dağınıklığında gözlerimizi içe döndürmek
artık neredeyse unutulmuş bir meziyet. Bu sessizliğe, bu içe dönüşe
ulaşmak için sizce insanın önce neyi bırakması gerekiyor?
Bence insanın, önce kendini olduğundan başka biri yapma çabasını
bırakması gerekiyor. Koşullara göre şekil alma, beğenilme arzusu,
onaylanma beklentisi… Bütün bunlar o kadar sessizce yük oluyor ki fark
etmiyoruz bile. İçimize dönebilmek için önce dışarıya karşı taktığımız o
görünmez maskeleri çıkarmamız gerekiyor.
İçsel sessizlik, dışsal susturulmayla değil, yargısız bir kabulle
başlıyor. Ve bu yolculuk, “başka biri olmalıyım” yanılgısını bırakıp,
sadece “olduğum gibi olabilir miyim?” sorusuna cesaretle yaklaşmakla
mümkün oluyor.
Benim deneyimimde, içe dönebilmek için önce kontrol etme ihtiyacımı,
sonra da suskunluğumun içindeki korkuyu bırakmam gerekti. O zaman gerçek
sessizlik geldi. Ve gözlerim kapalıyken bile dünyayı ilk kez gerçekten
görmeye başladım.
Kitabınızda geçen “Beden değil, kalp esnediğinde derinleşiriz” cümlesi, yoganın duygusal zekâ ve ruhsal farkındalıkla olan bağını da ortaya koyuyor. Sizce kalbi esnetmek ne demek? Kırılganlığımızla yüzleşmek, yoganın neresinde durur?
Kalbi esnetmek, sadece sevgiye değil, acıya da yer açabilmeyi göze almaktır.
Yoga matında bedenin sınırlarıyla karşılaşırız ama asıl derinleşme,
kalbin sınırlarını fark ettiğimizde başlar. Bazen bir pozda
kalamadığımız için değil, bir duyguda kalamadığımız için zorlanırız.
Kalbi esnetmek; kontrolü bırakabilmek, savunmasız kalabilmek ve
kabullenmeyi seçmektir.
Ve bence yoga, tam da bu noktada bir dönüşüm alanı yaratır. Çünkü matın
üzerinde ne saklanıyorsa, matın dışında da o yaşanır. Orada düşerken
gösterdiğimiz şefkat ya da direnç, hayatın içinde kendimize nasıl
davrandığımızı gösterir.
Kırılganlık yoganın dışında değil, tam merkezinde durur. O kırılganlığa
dokunabildiğimizde, gerçek gücümüzü de buluruz. Çünkü kalp, ancak
açıldığında genişler. Ve yoga, bunu hatırlamamız için orada durur –
sessizce ama ısrarla…
Siz yogayı sadece bir öğretmenlik mesleği olarak değil, bir yaşam biçimi olarak içselleştirmişsiniz. Gündelik yaşamınızda – mat dışında – yoga size nasıl rehberlik ediyor? Sabah kalktığınız andan gece uyuyana kadar bu öğretiyle nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Benim için yoga, sadece matın üstünde değil, ayağımı bastığım her yerde başlıyor.
Sabah kalktığımda nefesimi dinleyerek güne başlamak, gün içinde kendimi
gözlemlemek, zihnim yükseldiğinde durmak, duygum kabardığında yumuşamak…
Bunların hepsi yoga benim için.
Yoga bana, her anda seçim yapabileceğimi hatırlatıyor.
Tepki yerine farkındalık, yargı yerine kabul, koşuşturma yerine durma…
Bazen bir kedinin gözlerinin içine bakarken, bazen bir lokmayı gerçekten fark ederek yerken yoga devreye giriyor.
Yoga benim için bir “yapma hali” değil; bir olma hali.
Ve günün sonunda başımı yastığa koyduğumda, ne kadar esnediğim değil, ne kadar yumuşayabildiğim önemli oluyor.
Yıllar içinde sayısız öğrenciyle çalıştınız, birçok ruha eşlik ettiniz. Yogaya ilk kez adım atan birinin yaşadığı dönüşüme tanık olmak nasıl bir his? Sizin için unutulmaz olan, kalbinizde yer etmiş bir öğrenci hikâyesi var mı?
Bir öğrencinin ilk kez kendine dokunduğu o anı görmek…
Bir nefesin içinde gözlerinin yumuşadığını, kalbinin açıldığını, bazen
gözyaşlarını tutamadığını fark etmek… Bu, anlatılması zor ama kalpten
hissedilen bir şey.
Benim için en unutulmaz olanlar, pozlara değil, kendilerine teslim olabilen öğrenciler.
Yıllar önce bir öğrencim vardı; ilk dersinde kendine bile dokunamıyordu.
Yargılarla, acılarla, suskunluklarla doluydu. Aylar boyunca konuşmadı.
Sadece geldi, oturdu, bazen ağladı.
Sonra bir gün, dersten sonra yanıma geldi ve şöyle dedi:
“İlk kez bir şey yaparken kendime kızmadım.”
İşte o anı unutmam mümkün değil.
Çünkü o anda sadece onun değil, benim de içimde bir şey dönüştü. Yoga
dersi vermek değil bu… Birinin kendini hatırlamasına tanıklık etmek. Ve
bu tanıklık, öğretmenlikten çok, bir kalp yolculuğu aslında.
Bu kitabın en kıymetli taraflarından biri, okuyucuyu bir öğrenci gibi değil, bir yol arkadaşı gibi görmeniz. Son olarak, bu kitabı kapatan birinin elinde bir mat değil, içinde bir ışık kalması için ne diliyorsunuz? Bu yolculuğa çıkmak isteyenlere ne söylemek istersiniz?
Bu kitabı kapattıklarında, sadece bilgiyle değil, kendi iç sesleriyle
biraz daha yakınlaşmış hissetsinler isterim. Yoga onlar için illa matın
üzerinde gerçekleşen bir pratik değil, yaşamın içindeki küçük fark
edişler olsun.
Bir nefesi hatırladıklarında, bir duyguyu bastırmak yerine
sarıldıklarında, kendilerine yumuşakça “olur böyle şeyler”
diyebildiklerinde… işte o an yoga başlasın.
Ben bu kitabı bir öğretmen olarak değil, aynı yolu yürüyen bir yol arkadaşı olarak yazdım.
Ve tek dileğim şu: “Kendine gitmekten korkma. Çünkü ne zaman kendine yaklaşırsan, hayata da yaklaşmış oluyorsun.”
Bu yolculuğa çıkmak isteyen herkese şunu söylemek isterim: Adımın büyüğü
küçüğü yok. Her adım bir dönüşüm taşır. Yeter ki niyetle atılsın.
Gerisi zaten olur… çünkü zaten hep oradaydın.