1,500.00 ₺ ve Üzeri Alışverişlerinizde Kargo Bedava!
Aslı Başar: “En Karanlık Anımda, En Güçlü Yanıma Dokundum. Yoga, Bu Farkındalığı Getirdi.”
Buradasınız: Anasayfa / Blog
30 Kasım -0001, Pazartesi
Aslı Başar: “En karanlık anımda, en güçlü yanıma dokundum. Yoga, bu farkındalığı getirdi.”
Aslı Başar: “En karanlık anımda, en güçlü yanıma dokundum. Yoga, bu farkındalığı getirdi.”
SÖYLEŞİ: Aslı Kemal Gürbey          


Kıymetli okurlarımız;
Bu söyleşimizde Kalan Yayınları etiketiyle “Yoga Hayatımı Değiştirdi” adında bir kitapla okurlarıyla buluşan yoga eğitmeni Aslı Başar’ı konuk ediyoruz.
Aslı Başar gibi yaşamını yogaya adamış bir isimle söyleşi yaparken, sadece kitaba değil aynı zamanda onun ruhsal yolculuğuna ve yoganın felsefesine de dokunmak gerekir düşüncesiyle gerçekleştirdiğimiz söyleşimizi keyifle okuyacağınıza inanıyoruz.
Hoşgeldiniz Aslı Hanım, sizi tanımaya başlamadan önce kitabınız için sizi kutluyorum, okuru bol olsun dileklerimle keyifle okuduğum bir kitap olduğunu belirtmeliyim. Söyleşimize sizi tanımakla başlayalım Aslı Başar kimdir?

Öncelikle teşekkür ediyorum. Bu kitabın yazılma aşaması oldukça uzun sürse de; artık okurlarla buluştuğu için ben de çok mutluyum.
Ben Aslı Başar. 46 yaşındayım ve İzmirliyim. Yıllar boyunca reklam sektöründe çalıştım ama bir noktada iç sesimi dinleyip bambaşka bir yola girdim. Şu anda altı yıldır kendi yoga okulumda hem yoga dersleri veriyor hem de yeni yoga eğitmenleri yetiştiriyorum.
Bu dönüşüm benim için sadece mesleki değil, insani bir yolculuktu. Kendimi önce insan, sonra eğitmen olarak görüyorum. Hayvanlara, doğaya ve insanlara kalpten bağlıyım. Elimden geldiğince faydalı olmaya, duyarlı kalmaya ve bu dünyada gerçekten “insan” gibi yaşamaya çalışan biriyim aslında.

“Bedenden içe, içten öze yapılan bir yolculuk” diyorsunuz. Bu cümle sadece bir tanım değil, adeta bir davet. Sizi bu yolculuğa çıkaran içsel kıvılcım neydi? Hayatınızın hangi anında bu kıvılcımla karşılaştınız ve onun peşinden gitmeye nasıl cesaret ettiniz?

Hayatımın bir döneminde hem dış dünyada hem iç dünyamda büyük bir tıkanıklık yaşadım. Rekabetin, beklentilerin ve koşulların arasında sıkıştığımı; kendi sesimi duyamadığımı fark ettim. Değer duygumun zedelendiği, güvenimin sarsıldığı, kendimi derin bir boşlukta hissettiğim bir andı bu.
O karanlığın içinde bir kıvılcım gibi beliren şey, “başka bir yol olmalı” arzusuydu. Yoga o an karşıma çıktı ve ben de onu bir çıkış değil, bir dönüş yolu olarak gördüm. Kendime, öz değerime ve içsel gücüme ulaşmanın yolu.
Cesaretim, aslında çaresizliğin içinden çıktı. Ama tam da orada, en kırılgan anımda, en güçlü yerime dokundum.

Kitabınızda pozlardan çok, pozların ardındaki duygulara, nefese ve sessizliğe yer veriyorsunuz. Bu da yogayı bir beden pratiği olmaktan çıkarıp bir varoluş biçimine dönüştürüyor. Sizce yoga, insanın kendine ve yaşama olan bağını nasıl dönüştürür? Bunu bir öğretmen olarak değil, bir arayıcı olarak nasıl deneyimlediniz?

Benim için yoga, ilk başta sadece nefes alabilmekti. Fiziksel değil, ruhsal anlamda… O karmaşanın, belirsizliğin ve kırılganlığın içinden geçerken, yoga bedenimle değil, kalbimle
bulduğum bir sığınak oldu. Sessizlikle ilk orada tanıştım. Ve o sessizlik, en çok korktuğum şeyken zamanla en güvenli yerim oldu.
Pozlar sadece birer araçtı; asıl dönüşüm nefeste, duraksamalarda ve farkındalıkta oldu. Yogada, insanın kendiyle kurduğu bağ; dışarıdan içine, oradan da özüne doğru akan bir yolculuk. Ve bu yolculukta öğrendiğim en önemli şey, arayışın aslında bir varış değil, bir hatırlayış olduğu…Ben yoga sayesinde kendime yeniden bağlandım. Ve bu bağ ne bilgiyle, ne de pozla… sadece olma haliyle kuruldu.
“Gerçek pratik gözler kapandığında başlar” diyorsunuz. Modern çağın kalabalığında ve dikkat dağınıklığında gözlerimizi içe döndürmek artık neredeyse unutulmuş bir meziyet. Bu sessizliğe, bu içe dönüşe ulaşmak için sizce insanın önce neyi bırakması gerekiyor?

Bence insanın, önce kendini olduğundan başka biri yapma çabasını bırakması gerekiyor. Koşullara göre şekil alma, beğenilme arzusu, onaylanma beklentisi… Bütün bunlar o kadar sessizce yük oluyor ki fark etmiyoruz bile. İçimize dönebilmek için önce dışarıya karşı taktığımız o görünmez maskeleri çıkarmamız gerekiyor.
İçsel sessizlik, dışsal susturulmayla değil, yargısız bir kabulle başlıyor. Ve bu yolculuk, “başka biri olmalıyım” yanılgısını bırakıp, sadece “olduğum gibi olabilir miyim?” sorusuna cesaretle yaklaşmakla mümkün oluyor.
Benim deneyimimde, içe dönebilmek için önce kontrol etme ihtiyacımı, sonra da suskunluğumun içindeki korkuyu bırakmam gerekti. O zaman gerçek sessizlik geldi. Ve gözlerim kapalıyken bile dünyayı ilk kez gerçekten görmeye başladım.

Kitabınızda geçen “Beden değil, kalp esnediğinde derinleşiriz” cümlesi, yoganın duygusal zekâ ve ruhsal farkındalıkla olan bağını da ortaya koyuyor. Sizce kalbi esnetmek ne demek? Kırılganlığımızla yüzleşmek, yoganın neresinde durur?

Kalbi esnetmek, sadece sevgiye değil, acıya da yer açabilmeyi göze almaktır.
Yoga matında bedenin sınırlarıyla karşılaşırız ama asıl derinleşme, kalbin sınırlarını fark ettiğimizde başlar. Bazen bir pozda kalamadığımız için değil, bir duyguda kalamadığımız için zorlanırız. Kalbi esnetmek; kontrolü bırakabilmek, savunmasız kalabilmek ve kabullenmeyi seçmektir.
Ve bence yoga, tam da bu noktada bir dönüşüm alanı yaratır. Çünkü matın üzerinde ne saklanıyorsa, matın dışında da o yaşanır. Orada düşerken gösterdiğimiz şefkat ya da direnç, hayatın içinde kendimize nasıl davrandığımızı gösterir.
Kırılganlık yoganın dışında değil, tam merkezinde durur. O kırılganlığa dokunabildiğimizde, gerçek gücümüzü de buluruz. Çünkü kalp, ancak açıldığında genişler. Ve yoga, bunu hatırlamamız için orada durur – sessizce ama ısrarla…

Siz yogayı sadece bir öğretmenlik mesleği olarak değil, bir yaşam biçimi olarak içselleştirmişsiniz. Gündelik yaşamınızda – mat dışında – yoga size nasıl rehberlik ediyor? Sabah kalktığınız andan gece uyuyana kadar bu öğretiyle nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Benim için yoga, sadece matın üstünde değil, ayağımı bastığım her yerde başlıyor.
Sabah kalktığımda nefesimi dinleyerek güne başlamak, gün içinde kendimi gözlemlemek, zihnim yükseldiğinde durmak, duygum kabardığında yumuşamak… Bunların hepsi yoga benim için.
Yoga bana, her anda seçim yapabileceğimi hatırlatıyor.
Tepki yerine farkındalık, yargı yerine kabul, koşuşturma yerine durma…
Bazen bir kedinin gözlerinin içine bakarken, bazen bir lokmayı gerçekten fark ederek yerken yoga devreye giriyor.
Yoga benim için bir “yapma hali” değil; bir olma hali.
Ve günün sonunda başımı yastığa koyduğumda, ne kadar esnediğim değil, ne kadar yumuşayabildiğim önemli oluyor.

Yıllar içinde sayısız öğrenciyle çalıştınız, birçok ruha eşlik ettiniz. Yogaya ilk kez adım atan birinin yaşadığı dönüşüme tanık olmak nasıl bir his? Sizin için unutulmaz olan, kalbinizde yer etmiş bir öğrenci hikâyesi var mı?

Bir öğrencinin ilk kez kendine dokunduğu o anı görmek…
Bir nefesin içinde gözlerinin yumuşadığını, kalbinin açıldığını, bazen gözyaşlarını tutamadığını fark etmek… Bu, anlatılması zor ama kalpten hissedilen bir şey.
Benim için en unutulmaz olanlar, pozlara değil, kendilerine teslim olabilen öğrenciler.
Yıllar önce bir öğrencim vardı; ilk dersinde kendine bile dokunamıyordu. Yargılarla, acılarla, suskunluklarla doluydu. Aylar boyunca konuşmadı. Sadece geldi, oturdu, bazen ağladı.
Sonra bir gün, dersten sonra yanıma geldi ve şöyle dedi:
“İlk kez bir şey yaparken kendime kızmadım.”
İşte o anı unutmam mümkün değil.
Çünkü o anda sadece onun değil, benim de içimde bir şey dönüştü. Yoga dersi vermek değil bu… Birinin kendini hatırlamasına tanıklık etmek. Ve bu tanıklık, öğretmenlikten çok, bir kalp yolculuğu aslında.

Bu kitabın en kıymetli taraflarından biri, okuyucuyu bir öğrenci gibi değil, bir yol arkadaşı gibi görmeniz. Son olarak, bu kitabı kapatan birinin elinde bir mat değil, içinde bir ışık kalması için ne diliyorsunuz? Bu yolculuğa çıkmak isteyenlere ne söylemek istersiniz?

Bu kitabı kapattıklarında, sadece bilgiyle değil, kendi iç sesleriyle biraz daha yakınlaşmış hissetsinler isterim. Yoga onlar için illa matın üzerinde gerçekleşen bir pratik değil, yaşamın içindeki küçük fark edişler olsun.
Bir nefesi hatırladıklarında, bir duyguyu bastırmak yerine sarıldıklarında, kendilerine yumuşakça “olur böyle şeyler” diyebildiklerinde… işte o an yoga başlasın.
Ben bu kitabı bir öğretmen olarak değil, aynı yolu yürüyen bir yol arkadaşı olarak yazdım.
Ve tek dileğim şu: “Kendine gitmekten korkma. Çünkü ne zaman kendine yaklaşırsan, hayata da yaklaşmış oluyorsun.”
Bu yolculuğa çıkmak isteyen herkese şunu söylemek isterim: Adımın büyüğü küçüğü yok. Her adım bir dönüşüm taşır. Yeter ki niyetle atılsın. Gerisi zaten olur… çünkü zaten hep oradaydın.


Detaylı Bilgi İçin Bizi Arayın