Bu söyleşimizde konuğumuz, Ulubelli Veli adlı romanını Kalan Yayınları etiketiyle okurlarına sunan Mutlu Asildüş oldu.
Bazı romanlar devasa anlatılarla değil, samimi ve derinden akan hikâyelerle yer eder hafızamızda. Mutlu Asıldüş’ün kaleme aldığı Ulubelli Veli de böyle bir roman. Ne çok bağırıyor, ne de didaktik bir üsluba yaslanıyor. Ama içinde, kendi halinde bir adamın, Veli’nin, küçük görünen ama büyük meselelerle sınandığı bir hayat var. Biz de bu içten anlatının peşine düşen yazar Mutlu Asıldüş ile bir araya geldik; hem karakteri, hem yazarlığı, hem de yazının kıyısında duran duyguları konuştuk…
Hoş geldiniz söyleşimize; öncelikle hayırlı olsun diyorum ve sizi tanımakla başlamak istiyorum. Mutlu Asildüş kimdir?
Hoş buldum, teşekkür ederim.
1981 yılında Amasya’da doğdum. Sonrasında İstanbul ve sonra Ankara’ya taşındık. Öğrenim hayatım bu nedenle çok bölünmüştür; yeni okullar, yeni öğretmenler, yeni arkadaşlar… Alışma çabaları derken büyüdüm. Lise yıllarımda şiir yazmaya başladım. Kitapların dünyasına daldığım ve o engin deryasında kendimi bulduğum, kısacası edebiyata ilgimin arttığı yıllardı. Yirmili yaşlarda küçük hikâyeler yazarak devam ettiğim yazım hayatımı hep yeni hedefler koyarak sürdürmekteyim.
İlk şiir kitabım, “İçimdeki Huzursuz” 2006 yılında yayımlanmıştı. Sonrasında bazı kolektif eserlere hikâyelerimle katkıda bulundum. 2016 yılında “Yalandan Kim Ölmüş” adlı şiir kitabım yayımlandı. Ve son olarak Kalan Yayınları bünyesinde “Ulubelli Veli” adlı romanım yayımlandı.
Kısacası, hayattan aldığım her şeye mürekkep damlatmak arzusuyla çıktığım yolda devam ediyorum.
Ulubelli Veli karakteri öyle biri ki; ne tam kahraman ne de tam kurban. Sıradan bir insan gibi ama iz bırakıyor. Veli’nin hikâyesi ilk ne zaman düştü zihninize? Nereden geldi bu karakter?
Kendi deyimiyle, sıradan bir köylü olarak kalmak istemiyordu, yaşadığı döneme iz bırakmak gibi bir amacı vardı. Onun ‘iz bırakmak’ algısı tam da yazmam gerek dediğim noktadır. Ulubelli Veli bir sentezdi aslında.
Edebiyat sizin için daha çok hangi duyguyla örtüşüyor: Anlatmak mı, hissettirmek mi?
Edebiyat: düşünce, duygusu ve görüntüsü; bu üç durumu yaşatmalıdır. Kısacası hisettirmek diyebilirim.
Romanınızda olaylardan çok karakterin ruh hâli, çatışmaları ve iç sesleri ön planda. Veli’yi yazarken onu anlamak mı daha zordu, anlatmak mı?
Veli’yi anlamak zor; hem kendisine saygı duyulsun istiyor, hem zorbalık yapıyor, sevilmek istiyor, sevmiyor… İç dünyasında çatışmalar yaşıyor. Çok da yalnız aslında.
Ulubelli köyü neredeyse başlı başına bir karakter gibi romana sinmiş. Mekânla karakter arasındaki bu ilişkiyi nasıl kurdunuz? Bu köy bir metafor mu, yoksa gerçek bir yer mi sizin için?
Ulubel Amasya’da bir bölgenin adıdır. Veli’nin köyü de Ulubel Mevkii’nde olduğundan Ulubelli lâkabını alıyor. Mekân tamamiyle gerçektir.
Yazarlığınızda, sizin anlatmak istediğiniz bir dünya var belli ki. Yazma sebebiniz nedir Mutlu Bey? İçinizde yazmaya iten şey neydi?
Evet, anlatmak istediğim çok şey var. Yazmak benim için deşarj olmaktır, meditasyondur, yaşam tarzıdır.
Roman sade ama içinde yer yer şiirsel bir dil de var. Bu dil tercihi bilinçli miydi?
Evet, bilinçli olarak seçilmiş bir anlatımdı. Sözcüklerin ahengi benim için oldukça önemli.
Son olarak, Ulubelli Veli’yi okuyan biri sizce Veli’den ne alsın? Bir duyguyu mu, bir soruyu mu, yoksa sadece iyi bir hikâyenin yoldaşlığını mı?
Ulubelli Veli yaşıyor; geçmişte vardı, gelecekte de olacak. Ne soruları bitecek, ne duyguları, ne de yoldaşlığı…
Teşekkür ederim bu güzel sorular için. Bütün okurlarıma keyifli okumalar dilerim.
Sağlıcakla kalın.