Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Muhsin Demir’in kaleme aldığı Tarihte Öğretmenlik ve Artvin İlköğretmen Okulu, köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Demir’in eseri öğretmenlik mesleğinin tarihsel serüvenini insanlık tarihiyle birlikte ele alan kapsamlı bir araştırma eseridir. Kitap, yazının icadından başlayarak öğretme eyleminin meslekleşme sürecini; Sümerlerden Osmanlı’ya, Tanzimat’tan Cumhuriyet dönemine uzanan geniş bir perspektifle inceler. Kitabın ikinci önemli ekseni ise Artvin İlköğretmen Okulu’dur. Yatılı okul kültürü, öğrenci yaşamı, disiplin anlayışı, idealizm ve dönemin eğitim atmosferi; öğretmen ve öğrenci tanıklıklarıyla somutlaştırılır. Böylece eser, yalnızca kurumsal bir tarih anlatısı değil; aynı zamanda bir kuşağın hafızası ve eğitim idealizminin belgeseli niteliği taşır. Bu söyleşimizde, eserleri kaleme alan Muhsin Demir ile birlikteyiz. Buyrun söyleşimize.
Merhaba Sayın Demir. Yeni eserleriniz hayırlı olsun. İlk olarak sizi tanımakla başlamak isterim. Muhsin Demir kimdir?
1953 yılında Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı, Köy Enstitüsü mezunu öğretmenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmişim. İlk ve Ortaokulu Arpaçay’da, İlköğretmen Okulunu Artvin İlköğretmen Okulunda, Yüksek Öğrenimimi Ankara-Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünde tamamladım. 1971 yılında atandığım, ilk görev yerim olan Mardin-Ömerli Kocakuyu Köyü’nde iki derslikli birleştirilmiş İlkokulunda Müdür yetkili öğretmen olarak üç yıl çalıştım. Kendi isteğimle Kars Arpaçay-Carcı Köyü Birleştirilmiş 2 sınıflı İlkokulunda Müdür yetkili öğretmen olarak 3 yıl çalıştım. Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünü bitirince, 1977 yılında Arpaçay Lisesinde Resim-İş, Sanat Tarihi öğretmeni ve Müdür Yardımcısı olarak göreve başladım. 1979 yılında geldiğim, İzmir Dikili Lisesinde 7 öğretim yılı çalıştım. 1987 yılında İzmir Konak Gültepe Ortaokuluna atandım. 1991yılında görev yerim İzmir Buca Saadet Emir ilköğretim Okuluna değişti. Müdür Yardımcısı iken 1998 yılında emekli oldum. Öğretmen arkadaşım ile ortak Grafik Atölyesi açtık, beş yıl kadar işlettik. 2002 Yılından itibaren, İzmir – Bayraklı Özel Dinamik MTSK Müdürü olarak çalışmaktayım. 1975 yılında evlendik, bir kız ve bir oğlan çocuklarımız oldu. Oğlumuzdan bir kız, kızımızdan bir oğlan toruna sahibiz. Çalıştığım dönemde Arpaçay TÖB- DER üyesi ve kapatılmadan önce kısa bir süre yönetimde görev aldım. Emekli olduktan sonra kısa adı ÖĞRET- DER olan Türkiye Öğretmen okulları birleşme ve dayanışma derneği kurucuları arasında yer aldım. Kısa adı YKKY olan Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Buca şubesi üyesiyim. Öğretmen olarak çalışırken aldığım, Teşekkür ve Takdirnamelerimi çalışma odamın duvarında taşımaktan gurur duymaktayım. 2yılda yazdığım ZOR KARAR Romanım, Tilki Yayınlarında Nisan 2023’te yayımlandı. 1’inci baskı bitmek üzere iken, AĞIR HAYATLAR öykü kitabım Dorliyon yayınlarından Ekim 2024’te çıktı. ZEYNEP isimli öyküm; Hatay Altınözü Belediyesinin düzenlediği Asrın Depremi konulu yarışmada dereceye girerek yayınlanmaya değer görülen eserlerin toplandığı kitapta Mayıs 2024 de yer aldı. Ortaklar İlk Öğretmen Okulu yayın organı olan ADABELEN dergisinin hemen her sayısında birer öyküm yayınlanmakta. Son kitabım, Tarihte Öğretmenlik ve Artvin Öğretmen Okulu kitabımla Kalan Yayıncılık ile tanıştım. Yayınlanmayı bekleyen, birçok öyküm de okuyucuyla buluşmayı bekliyor.
Kitabınız 256 sayfa. Okuması rahat ve akıcı bir araştırma kitabı. Deyim yerindeyse usta işi bir eser. Daha önce de roman ve öyküler kaleme almışsınız. Yazmayı sevdiğiniz hemen anlaşılıyor. Bu noktada iki şeyi merak ediyorum: 1) Yazmak konusunda herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa tamamen kendi deneyiminizle mi geliştirdiniz? 2) Roman-Öykü tarzı kurmaca eser yazmak mı daha zor yoksa araştırma-inceleme tarzı mı daha zor?
Yazma konusunda okulda edebiyat dersleri dışında bir eğitim almadım. Yazdıklarımı yayınlanmış eserleri bulunan çevremdeki yazarlara göstererek tavsiyelerini aldım. İkinci sorunuza gelirsek, her ikisi de kolay değil. Her şeyden önce çok okumalı ve ne olursa olsun yazmalı ve yazdıklarını deneyimli birileriyle gözden geçirmeli. Roman ve öykü yazmak için geniş bir hayal gücüne sahip olmak, gözlem yapabilmek ve betimlemelerle anlatımı güçlendirmek gerekir. Roman, okuyucunun merakını uyandırarak sonuna kadar sürüklemeli. “Araştırma-inceleme tarzı yazmak mı daha zor?” dersen; araştırma yapmak için geniş bir okuma dağarcığına sahip olmak ve o dalda yazılmış eserleri incelemek gerekir. Gözlem yapmalı, inceleme yapılan mekânları yakından görmeli, insanlarla diyalog kurmalı. Elde edilen verileri resimlerle destekleyerek iyi bir anlatım ile sunmalı.
Tarihte Öğretmenlik kitabınızda öğretmenliğin yazının icadından itibaren geçirdiği dönüşümü ele alıyorsunuz. Kitabınızı okurken öğretmenlikten, bir meslekten öte bir “medeniyet taşıyıcılığı”, “toplum önderliği” gibi bir çıkarımda bulundum. Günümüzde öğretmen yetiştirme süreçlerinde ciddi kırılmalar olduğu malum. Sizce bugün öğretmenlik mesleği bu tarihsel misyonunun bilincinde mi?
Bugün öğretmenlik mesleğini yürüten genç öğretmenlerin bu tarihsel misyonunun bilincinde olmadıklarını söylemek; bu konuda çaba sarf eden, kendini yetiştirmeye çalışan genç öğretmenlere haksızlık olur. Öğretmenliğin yüceltilmesinde devlete büyük görev düşmektedir. Devlet öğretmen yetiştirme misyonunu tüm siyasi kaygılardan uzak kalarak çağdaş bir eğitimin gerektirdiği akılcı ve bilimsel temellere oturtmak zorundadır. Dini merkeze oturtarak verilecek eğitimin toplumu geriye götürmekten başka bir misyonu olamaz. Cumhuriyetin ilk 40 yılı öğretmenlerin örgütleşerek laik demokratik eylemleriyle ulusun kalkınması ve mesleklerinin gelişmesinde çaba sarf ederken; 50’li yıllardan sonra gelen hükümetlerle görüş ayrılıkları ve hak arama mücadelesi başladı; bu da eğitimi olumsuz yönde etkiledi.
Kitabınızda Darülmuallimlerden Köy Enstitülerine, İlköğretmen okullarına uzanan çizgide öğretmenliğin kurumsallaşma mücadelesini çok nefis şekilde anlatıyorsunuz. Bu mücadele bugün hangi aşamada sizce?
Öğretmenlik mesleğinin gelişmesinde; Osmanlı İmparatorluğundan devralınan Darülmuallimlerin geliştirilerek İlköğretmen okullarına ve o okullara paralel Köy Enstitüleri kuruldu. Bir süre sonra öğretmen yetiştirme sistemi politik nedenlerle değiştirildi. Köy Enstitülerinde mevcut İlköğretmen okulları programları uygulanarak amacından uzaklaştırıldı. Bu da hep eleştiri konusu olmuştur. Köy Enstitülerinin kuruluş amacı olan köyü kalkındırma, köylüyü okuryazar bilinçli vatandaş yapma süreci tamamlanamadan dönüştürülmemeliydi. Köy Enstitüleri ve İlköğretmen Okulları iletişim araçlarının kısıtlı olduğu halkın bilgiye ulaşmasının çok zor olduğu bir dönemde çok gerekliydi. İlköğretmen okullarının kapatılarak öğretmenlerin fakülte okumaları ise başlangıçta olumlu bir karardı. Toplumun eğitim düzeyi yükseldikçe öğretmenlerin de daha donanımlı daha bilgili olması kaçınılmaz olacaktı. İlköğretmen Okulları MEB’e bağlı kurumlardı. Öğretmenlerin üst düzeyde eğitimli olabilmesi yüksek derecede okullardan mezun olmalarıyla gerçekleştirilmeliydi. Öğretmenler özerk bir yapı olan Üniversitelerden mezun olmalıydı. Fakat Üniversiteler öğretmenliği diğer meslekler gibi görerek amacından uzaklaştırdılar. Pedegojik formasyondan uzak; köyü tanımayan, sınıfa girip uygulama yapamayan; Özveri duyguları eksik, maddiyatı ön planda tutan bireyler yetiştirdi. Üniversiteler mesleki yeterlilik kazanmış, araştırmacı kimlik kazanmış öğretmen yerine; siyasetin yön verdiği öğretmen mezun ettiğinden toplumu olumlu yönde değiştirecek öğretmen eksikliği yaşanmakta.
Artvin İlköğretmen Okulu özelinde yatılı okul kültürü, disiplin, dayanışma ve idealizm ön plana çıkıyor. Size çok açık bir soru sormak istiyorum: Bugünün eğitim sisteminde bu ruhu görebiliyor musunuz?
İlköğretmen Okullarında, 15-16 yaşında gelen çocukların yuvalarından uzak, disiplinli ortamda yaşayarak dayanışma içinde, idealist duygularla üst düzeyde formasyon alarak yetişmeleri söz konusuydu. Bugün Fakülte mezunu öğretmenlerin bu yönleri ne yazık ki eksik kalmaktadır. Fakülte mezunu öğretmenler, yatılı okulun kazandırdığı; aynı yemeği paylaşma, aynı yatakhanede uyuma, aynı dershanede dersine çalışma; hasta olduğunda arkadaşını iyileştirmek için uğraşma, destek ve dayanışmayla aynı kaderi paylaşma, çözüm bulma duyguları gelişen öğretmenler olma duygusundan yoksun yetişmekteler. Yeni yetişen öğretmenlerde bu ruhu göremiyoruz.
Sayın Demir, tarihsel süreçte öğretmenliğin dinî yapılar, siyasal iktidarlar ve bürokratik mekanizmalar tarafından güçlü biçimde şekillendirildiğini görüyoruz. Bu tür güç odaklarının belirleyici olduğu iklimlerde öğretmenlik mesleğinin pedagojik özerkliği ve toplumsal rolü sizce nasıl etkilenir?
Çağa uygun eğitim evrensel olmalıdır. Dini etkilerden uzak olmalı. Tarikat ve cemaatlerin gölgesinde eğitim politikası olamaz. İktidarlar bilimsel eğitimi esas almak zorundadırlar. İktidarlar değiştikçe eğitim politikaları da değişmek durumunda kalmamalı. Evrensel değerler göz önünde tutularak sürekli gelişen topluma uygun bir eğitim politikası uygulanmalı ki toplumu meydana getiren bireyler değişen siyasal iktidarların oyuncağı haline gelmesinler.
Artvin İlköğretmen Okulu öğretmen ve öğrencilerinin okumayı sevdiklerini, dolayısıyla eskiden daha çok okuyan bir toplum olduğumuzu görüyoruz. Günümüzde ise kitap basımı artıyor ama okuma oranları tartışmalı. Sizce Türk toplumu gerçekten okuyan bir toplum mu, yoksa “okur gibi görünen” bir toplum mu? Öğretmenlik tarihi yazan biri olarak, okuma kültürümüzü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günümüzde okuyan kişi sayısının az olduğu düşüncesini tartışabiliriz. Öğretmen okursa öğrencisi de okur. Köy Enstitüsü öğrencileri bir yılda yüzlerce yerli yabancı yazarların kitaplarını okur ve eleştirirdi. Bu yüzden Köy Enstitülerinden onlarca yazar ve şair çıkmıştır. Okuyabilmek için önce okuryazar olmak gerekir. Cumhuriyet kurulduğunda 13 milyon nüfusun okuryazar sayısı 1 milyon civarındaydı. Erkeklerin 10’da 1’i, kadınların ise 20’de 1’i okuyabiliyordu. Onlar da büyük oranda Arapça yazılmış kuranı kerim ve risaleleri ezberlemekten öteye gidemiyordu. Genç Cumhuriyet, eğitimde yaptığı hamlelerle 30 yılda okuryazar sayısını çok büyük oranda artırdı. Doğal olarak okuyan kitle sayısı da küçümsenmeyecek derecede artmış oldu. Günümüzde ise okuryazar sayısı nüfusa oranla artmış olmasına karşın okuyan kişi sayısı yeterli düzeye ulaşamamıştır. Yayınlanan kitap satışlarında artışın olmaması bunu gösteriyor. Okuyucu sayısının az oluşu; kitap fiyatlarının okuyucunun alım gücünü aşmasından da kaynaklanabilir. Bir başka etken de; televizyon tablet ve telefonların cazibesi ve her yerde her an ulaşılabilir olması diye düşünüyorum. Bunu bir örnekle açıklayabilirim: Bindiğim toplu taşım araçlarında etrafıma baktığımda neredeyse yolcuların tamamı sıkışık bir durumda olsalar da telefondan gözlerini ayırmıyorlar.
Toplum olarak öğretmeni söylem düzeyinde yüceltiyoruz; ancak ekonomik ve sosyal statü bakımından aynı değeri veriyor muyuz? Açık sormak gerekirse: Size göre Türkiye’de öğretmen gerçekten saygın mı, yoksa sadece retorik olarak mı saygın?
Ne yazık ki öğretmenlerimizi yücelttiğimiz günler geride kaldı. Siyasal iktidarla öğretmenlerin arasındaki mesleki ve politik sorunlar ve çekişmeler toplumda öğretmenlere karşı olumsuz etki yaratmaktadır. Bunda hükümetlerin eğitim politikalarından kaynaklanan yanlışların büyük payı var. Sürekli değiştirilen eğitim sistemi yüzünden öğretmen başarılı olamamakta, kendini geliştirecek materyallere ekonomik yetersizlikler nedeniyle ulaşamamakta, kendini geliştirememekte; bunun sonucunda bireyler kendine iyi eğitim vermediğini düşündüğü öğretmene yeterli saygıyı göstermemektedir.
Öğretmen okullarının kapanması ve sistem değişiklikleri bağlamında, sizce Türkiye öğretmen yetiştirme modelinde istikrar sorunu yaşıyor mu?
Türkiye, tarih boyunca nasıl bir öğretmen modeli oluşturacağı konusunda net olamamıştır. Osmanlı İmparatorluğundan devralınan öğretmen yetiştirme sistemi; siyasal kaygılar, dinin sosyal hayatta etkin olması, feodal yapının kırılamaması gibi nedenler iktidarları olumsuz yönde etkilemekte; Batıya dönük yüzüyle geleneksel yapı çatıştığından istikrarsız bir sürece neden olmaktadır. Gelişen ve değişen toplum iktidarları yenileşmeye zorladığından gelenekçi yapıdan uzaklaşmak istemeyen iktidar toplumu ikna etmek için değişim adı altında; “yaparız beğenilmezse yenisini buluruz,” anlayışıyla bir adım ileri gidemeden yerinde saymakta bu da eğitim sisteminin istikrarsızlığına yol açmaktadır.
Kitabı okuyanların da merak edeceğini düşündüğüm bir soruyu size sorayım. İlköğretmen okulları projesinin erken Cumhuriyet döneminde üstlendiği misyonu dikkate aldığımızda eğer İlköğretmen okulları kapatılmayıp kurumsal olarak kesintisiz biçimde devam etseydi, sizce bugün Türkiye’nin kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal yapısı nasıl bir görünüm arz ederdi?
Cumhuriyeti kuran düşünce sürekli gelişen çağdaş eğitimi merkeze oturtarak % 90’ı köylü olan toplumun kalkındırılabilmesi için; tamamını kısa sürede okuryazar yaparak gelişeceğini planlamıştı. Kalkınmanın köyden olacağını savunuyordu. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan köylü eğitildiğinde teknolojiyi kullanacak; öküz yerine traktör, karasaban yerine pulluk, hayvan dışkısı yerine gübre kullanmak isteyecek böylece sanayinin gelişecek diye düşünüyordu. Bunun için her köye okul ve her okula köyü tanıyan, köyden kopmayacak, modern tarımı, hayvancılığı bilen en az bir öğretmen gerekiyordu. Önce köy mekteplerini açtı sonra Eğitmen Kurslarını açarak yetiştirdiği Eğitmenleri köye gönderdi. Köylünün okul yapmasını sağladı. Başarılı olunca Köy Enstitülerini kurdu 21 Köy enstitüsünden 5 yılda binlerce köy çocuğundan öğretmen yetiştirerek okulsuz köy bırakmama hedefine yöneldi. Başarılı da oluyordu. Dinsel, feodal ve gerici düşüncenin siyasi iktidarların üzerindeki baskısı sonucunda süreç tamamlanamadı. Eğer devam edebilseydi Türkiye’nin kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal yapısı bugün geldiğimiz noktadan çok ileri düzeyde olurdu.
Sayın Demir, şu soru ile söyleşimizi bitirelim isterseniz. Okurlarınıza tavsiye edeceğiniz 5 yazar 5 eser ismini sorsam yanıtınız ne olurdu?
1-NUTUK -Mustafa Kemal Atatürk
2-Beyaz Zambaklar Ülkesinde – Grigoriy Petrov
3-Eski Bir Öğretmenin Anıları- Süleyman Edip Balkır
4-Toprak Uyanırsa- Şevket Süreyya Aydemir
5-Köy Enstitüleri ve Tonguç-Engin Tonguç
Vakit ayırıp sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.