1,500.00 ₺ ve Üzeri Alışverişlerinizde Kargo Bedava!
Aliye Uğur: "benim İçin Yazmak; Anlatamadıklarımı Söylemenin En Anlamlı Yoludur."
Buradasınız: Anasayfa / Blog
8 Mart 2026, Pazar
Aliye UĞUR: "Benim için yazmak; anlatamadıklarımı söylemenin en anlamlı yoludur."
Aliye UĞUR:

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Yaslı adlı roman, insan ruhunun derinliklerindeki yalnızlık, kayıp ve özlem duygularını ustalıkla işleyen bir içsel yolculuk. Aliye Uğur, karakterlerinin karmaşık duygularını ve içsel çatışmalarını samimiyetle anlatırken, okuyucuyu da bu derin duyguların içinde bir gezintiye davet ediyor. 264 sayfalık eser, köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Bu söyleşimizde, Yaslı romanının yazarı Aliye Uğur ile bir araya geldik. Buyurun söyleşimize.


Merhaba Sayın Uğur. Yeni eseriniz hayırlı olsun. İlk olarak sizi tanımakla başlamak isterim. Yaslı romanının yazarı Aliye Uğur kimdir?

Merhaba, güzel dilekleriniz için teşekkür ederim. Ben Aliye Uğur; Almanya’da doğdum. İlkokuldayken ailemle birlikte Türkiye’ye kesin dönüş yaptık. Ortaokul ve lise eğitimimi Urfa’da tamamladım, bir süre Diyarbakır’da yaşadıktan sonra Antalya’ya yerleştik. Halkla İlişkiler ve Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Evliyim. Ezgi, Aslı ve Öykü adında üç kız annesiyim.

Romanınız, güzel bir kapak tasarımına sahip. Dilin sadeliği ve akıcılığı, eseri soluk soluğa okunacak bir yapıt hâline getirmiş. Bu noktada iki şeyi merak ediyorum: Yazmaya ne zaman başladınız? Yazmak konusunda herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa tamamen kendi deneyiminizle mi geliştirdiniz?

Çok küçük yaşlarda şiirle başladım yazmaya. Bu arada ailemde neredeyse herkes şiir yazar. Bugüne gelene kadar, hayatın koşturmacasından fırsat buldukça, kendimce şiirler, öyküler, denemeler, anılar, günlükler yazdım. Yazmak benim hayatımın bir parçası oldu yıllarca. Duygularımı yazarak ifade ettim, ediyorum. Profesyonel anlamda özel bir yazarlık eğitimi almadım; fakat bol bol okudum. Deneyim, gözlem ve okuma disiplini en önemli öğretmenim oldu.

Romandaki psikolojik tahliller, karakter çatışmaları, olay örgüsü ve diyaloglara baktığımızda, bu romanın sizi epey yorduğunu düşünüyorum. Yaslı’nın yazım süreci ne kadar sürdü? Yazarken en zorlandığınız sahne hangisi oldu?

Yaslı, zihnimde olgunlaşması, yazım sürecinin tamamlanması ve ardından gelen düzeltmelerle yaklaşık iki yılda tamamlandı diyebilirim.
Zerrin’in ruh hâline dâhil olmak, onunla birlikte oradan oraya sürüklenmek gerçekten yorucuydu. Onun duygu yoğunluğuyla bağ kurmamak mümkün değildi. Sonuçta kayıplar ve özlemler yalnızca bir karaktere ait değil, insanın ortak yarasıdır. Bu bağlamda onun acılarını derinden hissettiğimi söyleyebilirim.

Kanaatimce her eser, belirli bir tarihsel, toplumsal ya da kişisel ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; hiçbir metin bütünüyle sebepsiz değildir. Aynı şekilde her yazarın kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak isterim: Sizin için yazmak ne ifade ediyor? Bir başka deyişle sizi yazmaya iten temel motivasyon nedir?

Yazmak benim için; anlatamadıklarımızı söylemenin en anlamlı yoludur. Beni yazmaya iten şey de tam olarak bu. Aslında hepimizin içinde biriken çığlıkların, yalnızlıkların, çıkmazların bir biçimde kelimelere dökülmesidir. Herkes bunu farklı şekillerde yapar.

Almanya’da bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldiniz. Ardından Türkiye’ye döndünüz. Liseyi Urfa’da tamamladınız, Diyarbakır’da yaşadınız ve sonrasında Antalya döneminiz başladı. Çok katmanlı bir göç ve yer değiştirme deneyimine sahip bir yazar olarak, bu sosyokültürel geçişlerin yazı dilinizi, anlatı evreninizi ve hatta sizin bir roman yazarı olmanızı etkilediğini düşünüyor musunuz?

Kesinlikle. Çocukluğumun bir bölümünün geçtiği Almanya ve sonrasında Türkiye’de yaşadığım her bir şehir, farklı bir renk olarak bana dâhil oldu. Belki yaşarken farkına varmıyorsunuz ama zaman ilerledikçe bu birikimler size zenginlik olarak geri dönüyor. Roman yazarlığına gelince, aslında bu benim çocukluk hayalimdi.

Romanınızın başkahramanı Zerrin’in; insanların hayatını kurtaranlara, hayatı kolaylaştıranlara ve insanları mutlu edenlere özel bir değer atfetmesi, aslında ‘iyi insan’ kavramına dair güçlü bir tanım içeriyor. Romanda bir tarafta Nuri’nin vefasızlığı, diğer tarafta Selin’in sahici ve koşulsuz dostluğu da dikkat çekici. Bu iki karakter adeta ahlaki bir karşıtlık üzerinden toplumun aynasına dönüşüyor. Günümüz dünyasında etik aşınma, bireyselleşme ve rekabet kültürü tartışmaları göz önüne alındığında, toplumun iyi insanlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu anlaşılıyor. Bu noktada sorum şu: Edebiyat iyi insanların sayısını artırmada bir rol oynayabilir mi?

Zerrin’in iyi insan tanımına sonuna kadar katılıyorum ve bunu daha da çoğaltabileceğimize inanıyorum, en azından diliyorum. Kesinlikle günümüzde iyi insanlara ve iyiliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Edebiyat doğrudan her insanı değiştirmez belki ama içindeki iyiliği harekete geçirebilir. Romandaki karakterlerin acılarına, sevinçlerine tanıklık etmek, gerçek yaşamda duyarlılığımızı artırabilir, insanlarla empati kurma becerimizi geliştirebilir. Bu anlamda edebiyat ya da sanatın herhangi bir dalı, bir tek kişinin yüreğine dokunabilmişse, buna paha biçilmez.

Romanınızda aile, özellikle anne–çocuk ilişkisi, anlatının en güçlü tematik eksenlerinden biri olarak öne çıkıyor. Zerrin’in annesiyle kurduğu derin bağ ve onunla sürdürdüğü içsel diyalog, kayıp ve özlem duygusunu yoğunlaştırırken; aile bağlarının hem iyileştirici hem de incitici bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Sizin de bir aileniz var. Günümüz aile ilişkilerinin geçmişe kıyasla daha sağlıklı ve bilinçli kurulduğunu mu düşünüyorsunuz, yoksa modern hayatın dinamikleri aile bağlarını zayıflatıyor mu?

Bunu sosyologlar ve psikologlar daha iyi açıklar sanırım ama bana göre her dönemin iyi ve kötü tarafı vardır. Geçmişte bugünün teknoloji çağının yoğunluğu ve koşturmacası yoktu belki ama iletişim ve bilinç de şimdiki kadar gelişmiş değildi. Zamanla bilim ve bilinç ilerledikçe, geçmişin deneyimini de buna katarak çok daha güçlü bağlar kurulabileceğine inanıyorum.

Her insanın edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olandır, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, size göre yazar kimdir ve onun en temel sorumluluğu nedir?

Her insanın beklentisine bağlı olarak tanımı farklılaşabilir tabii ki. Her yazarın çıkış hikâyesi farklıdır ve buna bağlı olarak toplum ona bir misyon yükleyebilir.
Bence edebiyat; insanın ruhuna, bilincine dokunma sanatıdır, yaşama sanatıdır. Yazar, satır aralarında kendisiyle birlikte dolaşan okuyucuya yeni bir dünya sunar, farklı pencereler açar.
Kendi adıma söylemem gerekirse benim için yazarlık yaşamaktır. Ben ilk önce nefes alabilmek için çıktım bu yola, sonra birileri sesimi duysun istedim.

Aliye Uğur’un okurlarına tavsiye edeceği beş yazar ve beş eser sorsak, yanıtı ne olur?

Gerçekten o kadar çok ki. Hangilerini söyleyeceğimi bilemedim. Tavsiyeden ziyade, etkisinde kaldıklarımdan birkaçını sayabilirim.
John Steinbeck – Gazap Üzümleri. Dostoyevski – Suç ve Ceza. Tolstoy – Anna Karenina. Maksim Gorki – Ana (Bu arada Ana, okuduğum ilk klasiktir). Vedat Türkali – Bir Gün Tek Başına.
Ayrıca Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Zülfü Livaneli, Murathan Mungan, Ahmet Ümit, Ayşe Kulin gibi yazarlarımızı severek okurum.


Vakit ayırıp sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim. Eserinizin yolculuğu uzun ve ilham verici olsun.

Bu güzel söyleşi için ben de çok teşekkür ederim. Yaslı’nın yolculuğunda benimle birlikte yürüdüğünüz için ayrıca mutluyum. Yolculuğumuza, yüreğine dokunabildiğimiz insanlarla devam etmek dileğiyle.

Detaylı Bilgi İçin Bizi Arayın