Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Mustafa Uzelli tarafından kaleme alınan Efe'nin Günlüğü isimli anı eseri, köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları tarafından yayımlandı ve raflardaki yerini aldı. Efe'nin Günlüğü, Mustafa Uzelli'nin kaleminden çıkan ve bir çocuğun dünyayı keşfetme sürecini içten, sıcak ve yer yer mizahi bir anlatımla aktaran hatıra-günlük türünde bir eser. Kitapta Efe isimli torununun doğumundan itibaren ailesiyle, çevresiyle ve hayatın küçük ayrıntılarıyla kurduğu ilişki günlük notlar şeklinde anlatılıyor. Bir bebeğin dünyayı nasıl algıladığı, ilk kelimeleri, ilk oyunları, aile içindeki sevgi bağları ve günlük hayatın küçük ama anlamlı anları sade bir dille okurlara sunuluyor. Eser; çocukluk psikolojisini, aile bağlarını ve büyüme sürecinin duygusal yönlerini anlatırken aynı zamanda okura samimi ve sıcak bir aile atmosferi de sunuyor. Çocukların dünyasına onların gözünden bakma imkânı veren bu kitap, hem aileler hem de çocuk gelişimiyle ilgilenen okuyucular için dikkat çekici bir anlatı ortaya koyuyor. Buyurun söyleşimize.
Merhaba Mustafa Bey, yeni eseriniz hayırlı olsun. Uzun yıllara yayılan öğretmenlik tecrübeniz, eğitim ve sanat alanındaki çalışmalarınızla birçok insana ilham verdiğinizi kitabınızdan öğrendim. Sizinle tanıştığıma memnun oldum. Söyleşimize sizi daha yakından tanıyarak başlamak isterim: Mustafa Uzelli kimdir?
1947'de Denizli'nin Tavas ilçesine bağlı Vakıf Köyü'nde doğdum. İlkokulu 1959'da, öğretmen okulunu okul birincisi olarak 1965'te, üniversiteyi ise 1987'de tamamladım. Hayatım boyunca kendimi geliştirmeye ve öğrenmeye devam ettim. 71 yaşında başladığım iki yıllık piyano ihtisasını bir buçuk yılda tamamlayarak piyano öğretmeni oldum. İlkokul, ortaokul ve liselerde öğretmenlik yaptım; 1994 yılında emekli oldum. Emekliliğimin ardından 1996-2015 yılları arasında "Halkın Öğretmeni" olarak insanların kendi network marketing işlerini kurmalarına ve geliştirmelerine destek verdim. 2010 yılında Polonya'da 18-40 yaş arası bedensel ve zihinsel engelli bireylerin eğitimine katkı sundum ve bu çalışmalarım nedeniyle Polonya Devleti tarafından plaketle ödüllendirildim. 2010 yılından bu yana 7'den 70'e her yaştan insana piyano, bağlama, org, melodika, akordeon ve gitar gibi enstrümanları çalmayı öğretiyorum. Pandemi öncesine kadar Türkiye'nin ve dünyanın en büyük halk türküleri korosunda korist ve solist olarak görev aldım. Beş yıl önce, İHA muhabirinin huzurunda birçok enstrümanı tek tek çalarak Türkiye'nin en çok enstrüman çalabilen müzisyenlerinden biri olduğumu gösterdim. 2025 Temmuz ayında Google tarafından Türkiye'nin ünlü müzisyenlerinden biri ve bir müzik dehası olarak tanımlandım. Bugüne kadar 40'a yakın kitabım yayımlandı. Evliyim ve üç çocuk babasıyım.
Ben kitabınızı beğenerek okudum. 164 sayfa, renkli baskı ve fotoğraflarla desteklenen "Efe'nin Günlüğü" oldukça sıcak ve samimi bir anlatı. Bazen gülüyorsunuz bazen düşünüyorsunuz. Bu kitabı yazmaya sizi yönelten temel motivasyon neydi?
Daha önce de aynı şekilde (şimdi 12 yaşında olan büyük torunum Ada Yağmur Aksoy'un) anılarını yazmıştım. Çocuklar genellikle 7 yaşına kadar olan anılarını merak ederler, fakat hatırlamazlar. Küçük torunum Efe'nin de anılarını yazmalıyım diye düşünerek bu kitabı kaleme aldım. Böylece Efe'ye, Efe'yi verdim; anıları Efe'yle birlikte yaşayacak. Efe, geçmişini ve anılarını her zaman hatırlayacak. Bu kitapların yazımı tam yedişer yıl sürdü. Bu kitaplarda her çocuk, her anne-baba ve her dede-nine mutlaka kendinden bir şeyler, Efe ile benzeşen anılar bulacaktır. Okuyanlar, bu kitabı sanki kendi anılarını okur gibi okuyacaklardır.
Mustafa Bey, kitabınızda çocukluk dünyasını bir çocuğun gözünden anlatırken aile bağlarına, özellikle de dede-torun ilişkisine güçlü bir yer veriyorsunuz. Açıkçası bu hoşuma gitti çünkü günümüzde aile ilişkilerinin bozulduğuna dair kaygılar çok arttı. Sizce günümüz Türk toplumunda aile ilişkileri ve kuşaklar arası bağlar nasıl - ne yönde bir dönüşüm geçiriyor?
Son zamanlarda eğitimciler ve psikologlar, anne-baba eğitimi üzerinde önemle durmaktadır. Bu gerçekten son derece önemli bir konudur. Bu eğitimi alan bireyler, anne ve baba olmaya daha bilinçli şekilde hazır hâle gelirler; birbirlerine karşı saygı ve sevgi içinde olurlar. Hem birbirlerine karşı sorumluluklarını hem de çocuk sahibi olduklarında çocuklarına karşı görevlerini bilir, bu sayede sağlıklı bireyler yetiştirebilirler. Böyle ailelerde evlilikler de daha uzun soluklu ve sağlam temellere dayanır. Ne yazık ki son zamanlarda aile ilişkilerinde ciddi yozlaşmalar ve kopuşlar yaşanmaktadır. Her gün, kendi çocuğuna eziyet eden, darp eden anne ve babalar; hatta çocuğunu terk eden anneler; eşine şiddet uygulayan, yaralayan ve hatta öldüren bireylerle karşılaşıyoruz. Bu tablo, toplum olarak üzerinde ciddiyetle durmamız gereken bir gerçeği gözler önüne sermektedir. Artık silkinip kendimize gelmeli, sorunlarımızı çözme konusunda daha bilinçli hareket etmeliyiz. Bizi üzen, birbirimize düşman eden ve hatta şiddete kadar varan problemlerin kaynağını doğru tespit edip çözebilirsek, birbirimizi incitmeye ya da zarar vermeye gerek kalmaz. Eğer sorunları kendi başımıza çözemiyorsak, büyüklerimizden, eğitimcilerden ve psikologlardan destek almak en doğru ve sağlıklı yol olacaktır.
Mustafa Bey, siz 1947 doğumlusunuz ve farklı kuşakların çocukluk deneyimlerine tanıklık etmiş birisiniz. Bugün çocukların hayatında teknoloji, tablet ve telefonlar çok büyük bir yer kaplıyor. Bu temelde size 2 sorum olacak: 1) Sizce modern teknoloji çocukların hayal gücünü ve doğal çocukluk deneyimlerini zenginleştiriyor mu, yoksa onları gerçek hayattan ve aile ilişkilerinden uzaklaştıran görünmez bir duvar mı örüyor? 2) Günümüz çocuklarının büyüme ortamı ve aile ilişkileri hakkında ne düşünüyorsunuz?
1- Çocukların bilgisayar, tablet ve telefon gibi yeni teknolojileri tanımaları, öğrenmeleri ve bilinçli şekilde kullanmaları elbette güzeldir. Bu sayede yeni bilgiler ve beceriler kazanırlar. Ancak tüm zamanlarını bu araçlara ayırıp diğer sorumluluklarını ihmal etmemeleri gerekir. Son zamanlarda bazı korsan yazılımcıların yalnızca para kazanma amacıyla geliştirdiği ve çocuklara sunduğu oyunlar, çocukları şiddete yönlendirmekte, arkadaşlarına zarar vermeye ve hatta kendilerine zarar vermeye kadar götürebilmektedir. Bu tür oyunların bilgisayar ve tabletlere yüklenmemesi gerekir. İlgili kurumlar tarafından denetlenmesi ve gerekirse yasaklanması önemlidir. Bu teknolojik araçlar, yetişkinler tarafından bile bilinçsiz kullanıldığında tehlikeli olabilir. Bir de sağlık açısından bakıldığında, çocuklar bu cihazlara kendilerini kaptırıp çok yakından izlediklerinde göz sağlıkları bozulabilir; bel ve boyun problemleri yaşayabilirler. Bu durum boyun fıtığına, bel fıtığına ve kamburluğa kadar ilerleyebilir. Bu nedenle cihazlar, kitap okur gibi yaklaşık 30 cm mesafeden kullanılmalı; bel ve boyun dik tutulmalı; arada mutlaka kısa molalar verilmelidir.
2- Günümüz çocukları üç farklı ortamda büyümektedir: ailede, kreşte ve kimsesizler yurtlarında. Ailede büyüyen çocuklarda ideal olan, annenin çocuğuna zaman ayırabilmesidir; ancak günümüz ekonomik koşulları bunu zorlaştırmaktadır. Maaşların yetersizliği, kira ve temel ihtiyaçların ağırlığı, ailelerin çocuklarına yeterince zaman ayırmasını güçleştirmektedir. Bu durumda anne çocuğunu kreşe bırakıp işe gitmekte, akşam ise alıp eve dönmektedir. Bu süreç annenin hayatını oldukça zorlaştırmaktadır. Aile içi anlaşmazlıklar, geçimsizlikler veya ayrılıklar durumunda ise çocuklar daha da olumsuz etkilenmekte, kimi zaman kimsesizler yurtlarında büyümek zorunda kalmaktadır. Bu çocuklar 18 yaşına kadar anne-baba sevgisinden uzak bir ortamda yaşamaktadır. Bazı aileler ise bakıcı tutmayı tercih etmektedir; ancak bakıcı ücretlerinin yüksekliği de ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Tüm bu zorluklara rağmen hayat devam etmekte ve çocuklar bir şekilde büyümek zorunda kalmaktadır.
Eserde hem eğlenceli hem de düşündüren birçok küçük anı yer alıyor. Kitapta müzik, oyun ve keşif gibi unsurlar önemli bir yer tutuyor. Sanat ve oyun çocuk gelişiminde sizce nasıl bir rol oynuyor?
Sanat, oyun ve müzik çocuk gelişiminde büyük bir yer tutar. Bu nedenle çocuklara eğitici ve geliştirici oyuncaklar almak önemlidir. Günümüzde bazı çocukların yalnızca tabanca ve araba gibi oyuncaklarla oynadığını görüyoruz. Bu tür tek yönlü oyunlar, çocukların gelişimini olumsuz etkileyebilir. Somut bir örnek olarak Efe'yi ele alabiliriz. Efe; kitaplar, kalemler, boyalar, org, ukulele gibi araçlarla vakit geçirdi. Bunun yanında bahçede, parkta ve piknikte oynanan fiziksel oyunlara da yer verildi. Bu çok yönlü gelişim sayesinde Efe; kitap kurdu, okuma şampiyonu, satranç şampiyonu, ressam ve aynı zamanda bir piyanist oldu. Öğretmeni de "Efe'nin her yerinden bilgi fışkırıyor." diyerek bu gelişimi ifade etmektedir. Daha ne olsun.
Efe'nin Günlüğü, okurlar için bir hatıra kitabı mı, bir çocuk gelişimi anlatısı mı yoksa bir aile hikâyesi mi? Neler söylemek istersiniz?
Bu kitapta ailenin tüm bireylerine ve Efe'ye dair anılar yer almaktadır. Dolayısıyla bu eser, bir aile hikâyesi olarak değerlendirilebilir.
Kuşaklar arası ilişkiler ve aile bağları toplumların kültürel sürekliliğini sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Günümüzde ise hızlı şehirleşme, yoğun çalışma temposu ve teknolojinin hayatımıza daha fazla girmesiyle aile içi ilişkilerin niteliğinin değiştiğini görüyoruz. Sizce kuşaklar arası iletişimin güçlenmesi ve aile ilişkilerinin daha nitelikli hâle gelmesi için neler yapılabilir?
Birlikte yapılabilecek etkinlikler düzenlemek oldukça faydalıdır. Geçtiğimiz yıllarda düzenlenen dede-torun koşu yarışması buna güzel bir örnektir. Torunum Ada anaokulundayken biz de onunla bir müzik etkinliği gerçekleştirmiştik. Orgumu okula götürmüş, birlikte "Happy Birthday to You"yu çalmıştık. Çocuklar hep bir ağızdan şarkıyı söylemiş, alkışlarla eşlik etmişlerdi. Bunun yanı sıra birlikte piknikler, trekkingler, sohbetler ve çeşitli eğlenceler düzenlenerek insanlar arasında güçlü bir kaynaşma sağlanabilir. Televizyonun yaygınlaşmasından önce, bizim çocukluğumuzda misafirlikler çok daha canlı ve etkileşimliydi. Akşamları bir evde toplanılır, sözü güçlü olan en yaşlı kişiler masallar, hikâyeler ya da anılar anlatır; herkes dikkatle dinlerdi. Her yıl düzenlenen Gönen Öğretmenler toplantıları da bu anlamda çok kıymetlidir. Bu toplantılarda 18 yaşından 80 yaşına kadar öğretmenler bir araya gelir; kaynaşır, çalar, söyler, sohbet eder ve çok güzel vakit geçirirler. Genellikle iki-üç gün süren bu buluşmalar, güçlü bir birliktelik duygusu oluşturur. Ayrıca korolar da insanların bir araya gelip kaynaşması için oldukça uygun ortamlardır. Her yaştan insan korolara katılabilir ve birlikte üretmenin, birlikte söylemenin keyfini yaşayabilir.
Mustafa Bey, yaşamınız boyunca öğretmenliği yalnızca bir meslek değil, bir ideal olarak görmüş ve eğitimi sınıf duvarlarının ötesine taşıyan toplum merkezli bir anlayışı benimsemişsiniz. Sizce bugün Türk toplumunda öğretmenlere gerçekten hak ettikleri değer veriliyor mu, yoksa öğretmenlik giderek itibarı azalan bir mesleğe mi dönüşüyor?
Maalesef acı ama gerçek ki, Türk toplumunda öğretmenlerin değeri giderek azalmaktadır. Günümüzde insanlar öğretmenin değerini aldığı maaşla ölçer hâle gelmiştir. Oysa geçmişte öğretmenlik son derece saygın bir meslekti. Bizler yolda öğretmenimizi gördüğümüzde hemen hazırola geçerdik; bugün ise çoğu zaman bir selam bile verilmesi yeterli görülmektedir. Elbette öğretmenlerin böyle bir saygı gösterisine ihtiyacı yoktur, ancak bu değişim toplumsal bakışın nasıl dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Bugün eğitimin geldiği nokta ise oldukça düşündürücüdür. Bir öğrencinin öğretmenini bıçakladığı, bir velinin öğretmene fiziksel saldırıda bulunduğu, hatta bir öğrencinin öğretmenini öldürdüğü olaylara şahit oluyoruz. Bu tablo, eğitim ve değerler sistemimizin ciddi bir sorgulamaya ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Geçmişte öğretmenlik, sadece bir meslek değil, aynı zamanda güvenilir ve tercih edilen bir hayat yoluydu. Hatta kızlar evlenecekleri kişiyi seçerken öğretmen olmasını bir ayrıcalık olarak görürdü. Bu anlayış, halk arasında türkülere bile yansımıştır. Mustafa Kemal Atatürk, "Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." sözüyle öğretmenlere verdiği değeri açıkça ortaya koymuştur. Bir derse girdiğinde öğretmen yer göstermek istediğinde, "Hayır, siz oturmalısınız." diyerek kendisi ayakta kalmıştır. Yine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde öğretmen maaşlarının önemine dikkat çekmiş ve öğretmenliğin saygınlığını vurgulamıştır. Ancak günümüzde ne yazık ki itibar, bilgi ve emekle değil; daha çok maddi ölçütlerle değerlendirilmektedir. Bu durum, yalnızca öğretmenler için değil, toplumun geleceği açısından da üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir meseledir.
Mustafa Bey, vakit ayırıp sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim. Eserinizin yolculuğu uzun ve ilham verici olsun. Sağlıcakla kalın.
Ben teşekkür ederim Aslı Hanım. Bu güzel söyleşi için size ve Kalan Yayınları'na şükranlarımı sunarım.