1,500.00 ₺ ve Üzeri Alışverişlerinizde Kargo Bedava!
İhsan Yılmaz: "yazar, İnsan Ruhunun Derinliklerine İnebilen Ve Çağının Tanıklığını Yapabilen Kişidir."
Buradasınız: Anasayfa / Blog
19 Mart 2026, Perşembe
İhsan Yılmaz: "Yazar, insan ruhunun derinliklerine inebilen ve çağının tanıklığını yapabilen kişidir."
İhsan Yılmaz:

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

İhsan Yılmaz'ın "Öteki Hayatlar" ve "Suskun Bir Yasak" isimli romanları, köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları'ndan bu hafta çıkarak raflardaki yerini aldı. İhsan Yılmaz'ın Öteki Hayatlar adlı romanı, toplumun kenarında bırakılmış, görmezden gelinmiş ya da anlaşılmamış hayatların hikâyesini anlatıyor. Roman; Sarı Mehtap, Elif, Cansel, Araf, Cenk ve Lina gibi karakterler üzerinden kimlik, aidiyet, yalnızlık ve var olma mücadelesini edebî bir dille ele alıyor. Her biri farklı geçmişlerden gelen bu karakterler, baskı ve dışlanmaya rağmen kendi kimliklerini kurmaya çalışırken aynı zamanda insan olmanın anlamını yeniden sorguluyorlar. Öteki Hayatlar, sadece bireysel hikâyeleri anlatan bir roman değil; aynı zamanda toplumsal önyargılara, sessiz kalmaya zorlanan hayatlara ve görünmeyen gerçeklere tutulan güçlü bir ayna. Suskun Bir Yasak adlı romanı ise, konuşulamayan duyguların ve yaşanması mümkün olmayan bir aşkın hikâyesini anlatıyor. Aynı şehirde yaşayan iki insanın birbirine dokunmadan, incitmeden ve hayatlarını altüst etmeden sevmeye çalıştığı bu hikâye; aşkın yalnızca kavuşmakla değil, bazen susmakla ve vazgeçmekle de var olabileceğini gösteriyor. Toplumsal baskılar, aile bağları ve vicdani sorumluluklar arasında sıkışan bu sevgi, okuyucuya insanın kalbi ile aklı arasında verdiği en zor kararları hatırlatıyor. Suskun Bir Yasak, yasaklanmış duyguların, içe gömülen aşkların ve sessizce taşınan kaderlerin romanı. Bu söyleşimizde, eserleri kaleme alan İhsan Yılmaz ile birlikteyiz. Buyurun söyleşimize.


Merhaba Sayın Yılmaz. Yeni eserleriniz hayırlı olsun. İlk olarak sizi tanımakla başlamak isterim. İhsan Yılmaz kimdir?

Merhaba, güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. İhsan Yılmaz; 1967 yılında Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde doğdu. İlkokulu Silvan'da okudu. Orta ve lise eğitimini Diyarbakır'da tamamlayan Yılmaz, hayata, insana ve yaşanan acılara kayıtsız kalamayan bir kalem emekçisidir. Ben kendimi yalnızca roman yazarı olarak değil; insan hikâyelerinin peşinde yürüyen biri olarak görüyorum. Yaşadığım coğrafyanın acıları, sevinçleri, suskunlukları ve yarım kalmış hayatları beni her zaman derinden etkiledi. Yazmak da biraz bu etkilenmenin, biraz tanıklığın, biraz da içimde birikenleri hayata ve insanlığa emanet etme çabasının sonucudur. Kısacası ben, insanın iç sesine kulak vermeye çalışan biriyim.

Suskun Bir Yasak ve Öteki Hayatlar isimli çalışmalarınız 118 sayfa. İki kitabın da okuması rahat ve akıcı. Deyim yerindeyse usta işi eserler. Bu noktada şunu merak ediyorum: Yazmak konusunda herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa tamamen kendi deneyiminizle mi geliştirdiniz?

Bu güzel değerlendirmeniz için ayrıca teşekkür ederim. Yazmak konusunda akademik ya da kurumsal bir eğitim aldığımı söyleyemem. Benim yazı yolculuğum daha çok hayatın kendisinden, gözlemden, okumaktan ve hissederek yaşamaktan beslendi. İnsanları dinlemek, suskunlukları fark etmek, bazen bir bakıştan bir hikâye çıkarmak benim için en büyük okul oldu. Elbette çok okudum, hâlâ da okuyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki benim kalemim en çok yaşadıklarımdan, tanıklık ettiklerimden ve içimde büyüyen duygulardan eğitim aldı. Yazı biraz da insanın kendi yarasını tanıma biçimidir.

Kanaatimce her eser, belirli bir tarihsel, toplumsal ya da kişisel ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; hiçbir metin bütünüyle sebepsiz değildir. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak isterim: Sizin için yazmak ne ifade ediyor? Bir başka deyişle yazmakta ne buluyorsunuz?

Benim için yazmak, bir anlamda nefes almaktır. İnsan bazen konuşarak anlatamaz, ama yazarak içini açabilir. Yazmak; içimde biriken acıları, tanıklıkları, özlemleri ve cevap bulamamış soruları bir yere bırakma hâlidir. Ben yazarken yalnızca bir hikâye kurmuyorum; aynı zamanda içimde taşıdığım yükleri, tanıklık ettiğim hayatları ve susturulmuş duyguları görünür kılmaya çalışıyorum. Yazmakta kendimi buluyorum, insanı buluyorum, vicdanı buluyorum. Bazen de kelimelerin arasında bir tür iyileşme buluyorum. Çünkü bazı yaralar konuşularak değil, yazılarak hafifler.

İhsan Bey, Öteki Hayatlar romanında toplumun "öteki" olarak gördüğü bireylerin hikâyelerini anlatıyorsunuz. Toplumun dışladığı veya "öteki" olarak yaftaladığı bireyleri odağınıza alıp sizi bu romanı yazmaya iten temel motivasyon neydi?

Beni bu romanı yazmaya iten en temel şey, görmezden gelinen hayatların aslında ne kadar derin ve gerçek olduğunu fark etmemdi. Toplum çoğu zaman anlamadığı şeyi dışlıyor, tanımadığı hayatları yaftalıyor. Oysa "öteki" dediğimiz insanların da sevinçleri, kırgınlıkları, hayalleri, onurları ve incinmişlikleri var. Ben bu romanla biraz da onların sesini duyurmak istedim. Çünkü edebiyat sadece güçlülerin, görünür olanların ya da kabul görenlerin alanı değildir; asıl edebiyat bazen kıyıda kalmış hayatlara dokunduğunda anlam kazanır. Öteki Hayatlar, biraz da vicdanın romanıdır.

Öteki Hayatlar romanının önsözünde "Bu kitap, gerçeğin canı acıdığı yerden yazıldı" diyorsunuz. Okurlarınız için bu sözü açar mısınız?

Bu cümle benim için kitabın özeti gibidir. Çünkü bazı gerçekler vardır; sadece yaşanmaz, aynı zamanda insanın içine batar. Toplumun susturduğu, yok saydığı, ezdiği hayatlara baktığınızda orada sadece bir hikâye değil, aynı zamanda bir yara görürsünüz. Ben o yarayı hissettiğim için yazdım. "Gerçeğin canı acıdığı yer" dediğim şey, insanın sırf kendisi olduğu için dışlandığı, küçümsendiği, yalnız bırakıldığı yerdir. Bu kitap da tam olarak o acının, o sessiz çığlığın içinden doğdu. Yani bu bir kurmaca olmanın ötesinde, duygusal ve toplumsal bir tanıklıktır.

Eserde kimlik, aidiyet, özgürlük ve bunların toplumda yol açtığı çatışma temaları güçlü biçimde işleniyor. Sizce bireyin kendisi olma mücadelesi toplumla çatışmadan mümkün olamaz mı?

Aslında ideal olan, bireyin kendisi olurken toplumla çatışmak zorunda kalmamasıdır. Ama ne yazık ki yaşadığımız dünyada bu her zaman mümkün olmuyor. Çünkü toplum çoğu zaman kendi kalıplarını, kendi doğrularını, kendi korkularını bireyin üzerine dayatıyor. Birey de o kalıpların dışına çıktığında bir çatışma kaçınılmaz hâle geliyor. Ben yine de umutsuz değilim. Toplum dönüşebilir, anlayış gelişebilir, vicdan büyüyebilir. Ama bunun için önce insanın farklı olana bakmayı değil, anlamayı öğrenmesi gerekir. Kendisi olmak aslında bir başkaldırı değil; en doğal insan hakkıdır.

İhsan Bey, Suskun Bir Yasak romanında aşkın konuşulmayan ve yaşanamayan bir yönünü anlatıyorsunuz. Bu eser gerçek olaylardan ilhamla mı yazıldı yoksa kurgusal bir çalışma mı?

Suskun Bir Yasak elbette kurgu bir romandır; ancak duygusal olarak hayatın içinden izler taşır. Ben bir roman yazarken bütünüyle hayattan kopuk davranmıyorum. İnsanların yaşadığı gerçek duygular, suskunluklar, vazgeçişler ve iç çatışmalar bir şekilde metne sızıyor. Bu anlamda eser yalnızca hayal gücünün ürünü değil; gerçek hayatın duygusal izlerini de taşıyan bir kurgu. Çünkü bazı aşklar gerçekten yaşanmaz ama insanın içinde çok derin yaşanır. Roman biraz da bunun hikâyesidir.

Romanda iki insanın birbirini incitmemek için sevgisini susarak yaşaması dikkat çekiyor. Roman boyunca karakterlerin kalbi ile vicdanı arasında bir mücadele var. Sizce insan "mutlu olmak" ile "doğru kalmak" arasında kaldığında hangisini seçmelidir?

Bu çok zor bir soru. Çünkü bazen insanın mutluluğu bir başkasının yarasına dönüşebilir. Benim düşünceme göre insan, kalbini inkâr etmeden ama vicdanını da kaybetmeden yaşamalıdır. Eğer mutluluk, bir başkasının yıkımı üzerine kuruluyorsa orada eksik bir şey vardır. Doğru kalmak bazen çok ağır bir bedel ister; insanı yaralar, susturur, eksiltir. Ama yine de insanı insan yapan şey biraz da o vicdandır. Ben romanda bu yüzden kesin cevaplar vermekten çok, okuru o vicdani sorgulamanın içine çekmek istedim.

Suskun Bir Yasak romanında sevginin bir noktada fedakârlığa ve geri çekilmeye dönüştüğünü görüyoruz. Bu temelde iki sorum olacak: 1) Bir insan sevdiği kişiyi korumak için kendi mutluluğundan vazgeçmeli mi? 2) Bu sizce aşkın gücü mü, yoksa trajedisi midir?

Bazen evet, insan gerçekten sevdiği kişiyi korumak için kendi mutluluğundan vazgeçebilir. Ama bu çok ağır bir tercihtir. Herkesin taşıyabileceği bir yük değildir. Aşk sadece sahip olmak değildir; bazen geri çekilmeyi, susmayı, hatta uzaktan sevmeyi de içerir. Bu nedenle ben bunu hem aşkın gücü hem de trajedisi olarak görüyorum. Gücüdür; çünkü insanı bencillikten çıkarır. Trajedisidir; çünkü insan bazen en çok sevdiği şeyden vazgeçmek zorunda kalır. Suskun Bir Yasak tam da bu ikili duygunun romanıdır.

Suskun Bir Yasak'ta tahliller, karakter çatışmaları, olay örgüsü, diyaloglara baktığımda bu romanın sizi epey yorduğunu düşünüyorum. Sorum şu: Bu romanı yazarken en zorlandığınız sahne hangisi oldu?

En zorlandığım sahneler, karakterlerin birbirine en çok yaklaşmak isteyip en çok geri durmak zorunda kaldıkları anlardı. Çünkü orada yalnızca bir aşk değil, aynı zamanda bir vicdan savaşı vardı. İnsan sevdiği kişiye yürümek isterken aynı anda ondan uzak durmaya da çalışıyorsa, o sahnenin duygusal yükü çok ağır oluyor. Özellikle ayrılığın sessizlikle yaşandığı, konuşulması gereken şeylerin konuşulamadığı bölümler beni çok zorladı. Çünkü bazen kelime yazmak kolaydır ama suskunluğu yazmak çok zordur.

İhsan Bey; her insanın edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?

Bence yazar, insan ruhunun derinliklerine inebilen ve çağının tanıklığını yapabilen kişidir. Sadece güzel cümle kuran biri değildir; aynı zamanda hakikate dokunabilen, insanı anlayabilen, acıyı ve sevinci sahici biçimde aktarabilen biridir. Yazarın en temel sorumluluğu samimi olmaktır. Kendi hakikatinden kaçmamak, gördüğünü ve hissettiğini içtenlikle anlatmak zorundadır. İyi bir yazarı diğerlerinden ayıran şey ise bence sahicilik ve vicdandır. Çünkü teknik zamanla gelişir, üslup oturur; ama vicdanı olmayan bir kalemin bıraktığı iz derin olmaz.

İhsan Yılmaz'ın en sevdiği 5 yazar 5 eser ismini sorsak yanıtı ne olur?

Bu tür sorular her zaman zordur çünkü insanın hayatına değen çok fazla yazar ve eser vardır. Ama ilk aklıma gelenlerden beş isim söyleyebilirim:

Yaşar Kemal – İnce Memed
Ahmed Arif – Hasretinden Prangalar Eskittim
Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna
Fyodor Dostoyevski – Suç ve Ceza
Mehmet Uzun – Nar Çiçeği

Bu eserlerin her biri insana, topluma, aşka, yalnızlığa ve mücadeleye başka bir pencereden bakmayı öğretiyor. Benim için sadece okunmuş kitaplar değil; aynı zamanda içimde izi kalan metinlerdir.

Vakit ayırıp sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim. Eserlerinizin yolculuğu uzun ve ilham verici olsun.

Ben teşekkür ederim. Böylesine özenli ve derinlikli sorularla eserlerime yaklaşmanız benim için çok kıymetli. Umarım hem Öteki Hayatlar hem de Suskun Bir Yasak, okurun kalbinde bir iz bırakır. Dileğim; bu romanların yalnızca okunması değil, hissedilmesi ve üzerine düşünülmesidir. Edebiyatın en güzel yanı da belki budur: Bir insanın içinden çıkan söz, başka bir insanın yüreğinde kendine yer bulur.

Detaylı Bilgi İçin Bizi Arayın