1,500.00 ₺ ve Üzeri Alışverişlerinizde Kargo Bedava!
Muammer İşbilen: “Yazmak Benim İçin Bir İhtiyaç; İçimde Birikenleri, Hisleri, Gördüklerimi İfade Etmenin En Doğal Yolu Ama Aynı Zamanda Bir Yüzleşme Ve İz Bırakma Çabası.”
Buradasınız: Anasayfa / Blog
29 Mart 2026, Pazar
Muammer İşbilen: “Yazmak benim için bir ihtiyaç; içimde birikenleri, hisleri, gördüklerimi ifade etmenin en doğal yolu ama aynı zamanda bir yüzleşme ve iz bırakma çabası.”
Muammer İşbilen: “Yazmak benim için bir ihtiyaç; içimde birikenleri, hisleri, gördüklerimi ifade etmenin en doğal yolu ama aynı zamanda bir yüzleşme ve iz bırakma çabası.”

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Muammer İşbilen’in kaleminden çıkan Herkesin Bir Köyü Olmalı, yalnızca bireysel hatıraların değil; bir kuşağın, bir kültürün ve kaybolmaya yüz tutan bir yaşam biçiminin izlerini taşıyan güçlü bir anlatı. Köy yaşamının sade ama derin dünyasını; çocukluk, emek, dayanışma ve insanî değerler ekseninde yeniden kuran bu eser, okuyucuyu kendi geçmişiyle yüzleşmeye davet ediyor. Köklü bir kültür yayıncılığı geçmişine sahip Kalan Yayınları etiketiyle yayımlanan bu kitap, hatırlamanın bir vefa, anlatmanın ise bir sorumluluk olduğunu hatırlatan önemli bir kültür belgesi. Biz de bu söyleşimizde eseri kaleme alan Muammer İşbilen ile bir söyleşi yaptık.


Yeni kitabınız hayırlı olsun Muammer Bey. Eseri bir çırpıda keyifle okudum. Nitelikli, güzel ve oldukça kıymetli bir eser kaleme aldığınızı rahatlıkla söyleyebilirim. Okuyanların da bana hak vereceğine inanıyorum. Söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Muammer İşbilen kimdir?

Ben, Trakya'nın bir köyünde doğup büyümüş; hayatı, insanı ve zamanı yaşayarak öğrenmiş biriyim. Çocukluğumun geçtiği köy, benim hem hafızamın hem de kalemimin en güçlü kaynağıdır. Uzun yıllar boyunca edindiğim birikimleri, gözlemlerimi ve hatıralarımı yazıya dökerek hem kendimle hem de geçmişimle bir bağ kurmaya çalışıyorum. Yazmak, benim için biraz da yaşadıklarımı anlamlandırma çabasıdır.

Muammer Bey, 146 sayfa olan eserinizi beğenerek okudum. Bu kitabı yazmaya sizi iten temel duygunun ne olduğunu merak ediyorum. Başka bir deyişle bu kitabı yazarken hatırlamak mı, hatırlatmak mı daha ağır bastı?

Aslında ikisi de diyebilirim. Önce kendi içimde bir hatırlama ihtiyacı hissettim. Zaman geçtikçe bazı şeylerin silinip gitmesine razı olamadım. Ama yazmaya başladıkça bunun sadece benim için değil, başkaları için de bir hatırlatma olduğunu fark ettim. Yani bu kitap hem kendime bir yolculuk hem de okura bir davet oldu.

“Kömürköy’de Çocukluk” bölümünde yokluk içinde mutlu bir çocukluk anlatıyorsunuz. Bugünün imkân bolluğunda büyüyen çocukları bu açıdan nasıl değerlendirirsiniz?

Bizim çocukluğumuzda imkânlar sınırlıydı ama hayat daha sahiciydi. Azla yetinmeyi biliyorduk, paylaşmayı öğreniyorduk. Bugünün çocukları çok daha fazla imkâna sahip ama aynı ölçüde mutlu olduklarını söylemek zor. Çünkü mutluluk biraz da sahip olduklarınla değil, onları nasıl yaşadığınla ilgili.

“Kömürköy’de Çocukluğum ve Oyuncaklarım” bölümünde, yokluk içinden doğan güçlü bir hayal gücüyle kurulan oyun dünyaları dikkat çekiyor. Sınırlı imkânlara rağmen böylesine üretken ve yaratıcı bir çocukluk mümkünken, bugün imkânların artmasına rağmen aynı derinlikte bir hayal dünyasının her zaman kurulamadığı görülüyor. Sizce günümüz çocuklarının sahip olduğu imkân bolluğu, onların hayal gücünü zayıflatan bir unsur mu hâline geldi; yoksa bu imkânlar doğru yönlendirildiğinde çok daha güçlü ve yaratıcı bir çocukluk inşa etmenin fırsatını mı sunuyor?

İmkân bolluğu tek başına ne iyi ne kötü. Asıl mesele, o imkânların nasıl kullanıldığı. Biz yokluk içinde hayal kurmak zorundaydık; bu da bizi üretken kılıyordu. Bugün ise hazır olan çok şey var. Eğer çocuklar bu imkânları sadece tüketmek için kullanırsa hayal gücü zayıflar; ama doğru yönlendirilirse çok daha güçlü bir yaratıcılık ortaya çıkabilir.

“Bir Neslin Oyunları, Bir Neslin Hayatı” başlığında oyunların öğretici yönünü vurguluyorsunuz. Bugünkü dijital oyun kültürü bu işlevi yerine getirebiliyor mu?

Olabilir ama eksik kalır. Bizim oynadığımız oyunlar sadece eğlence değildi; aynı zamanda paylaşmayı, sabretmeyi, birlikte hareket etmeyi öğretiyordu. Dijital oyunlarda bu yön bazen zayıf kalabiliyor. Yani öğreticilik var ama insanî temasın yerini tam olarak doldurduğunu düşünmüyorum.

“Ezan Karanlığında Başlayan Hayatlar” bölümünde, gösterişten uzak ama derin bir anlam taşıyan evlilik hikâyeleri anlatıyorsunuz; birkaç kişinin şahitliğinde, sade ritüellerle kurulan bu birlikteliklerin arkasında güçlü bir sabır, kanaat ve kabulleniş kültürü hissediliyor. Bugün ise evlilikler daha görünür, daha planlı ve çoğu zaman daha beklenti yüklü bir zeminde kuruluyor. Sizce geçmişteki bu sade ama dayanıklı evlilik anlayışı ile günümüzün daha modern ve karmaşık evlilik yapıları arasındaki temel farklar nelerdir?

Geçmişte evlilikler daha sade ama daha sağlam temeller üzerine kuruluyordu. Beklentiler azdı, sabır ve kanaat daha fazlaydı. Bugün ise beklentiler yükseldi, hayat daha karmaşık hâle geldi. Bu da ilişkileri biraz daha kırılgan yapıyor. O eski sadeliğin içinde aslında büyük bir derinlik vardı.

Muammer Bey, kanaatimce her eser, belirli bir tarihsel, toplumsal ya da kişisel ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; hiçbir metin bütünüyle sebepsiz değildir. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sizin için yazmak ne ifade ediyor? Bir başka deyişle yazmakta ne buluyorsunuz?

Yazmak benim için bir ihtiyaç. İçimde birikenleri, gördüklerimi, hissettiklerimi ifade etmenin en doğal yolu. Aynı zamanda bir hesaplaşma, bir yüzleşme ve bir iz bırakma çabası. İnsan yaşadıklarını yazıya döktüğünde, onları bir anlamda kalıcı hâle getiriyor.

Yazarların birbirinden ilham aldığı söylenir. Şunu merak ediyorum: İlham aldığınız yerli veya yabancı yazarlar var mıdır? Varsa, onların hangi yönleri sizi etkiledi?

Elbette okuduğum her yazarın bende bir izi vardır. Özellikle Anadolu insanını, köy yaşamını anlatan yazarlar beni daha çok etkilemiştir. Çünkü onların anlattıklarıyla kendi yaşadıklarım arasında güçlü bir bağ kuruyorum. Ama en büyük ilham kaynağım yine hayatın kendisi ve yaşadıklarımdır.

Muammer Bey; her insanın edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?

Bana göre yazar, sadece yazan kişi değildir; aynı zamanda tanıklık eden, hisseden ve anlatandır. Topluma karşı bir sorumluluğu vardır. Gerçeği çarpıtmadan, samimiyetle ve içtenlikle yazmalıdır. İyi yazarı diğerlerinden ayıran en önemli özellik de bu samimiyettir. Okuyucu, yazının içten olup olmadığını mutlaka hisseder.

Zaman ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

Detaylı Bilgi İçin Bizi Arayın