Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Enver Türkmen, Kapadokya’nın kültürel ve toplumsal dokusunu bireysel hafıza ile harmanlayan bir yazar olarak, hem Sobesos (Öyküler) hem de Kırsaldaki İz adlı eserlerinde Anadolu’nun insanî, tarihî ve duygusal katmanlarını görünür kılar. Her iki eser de köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle yayımlanmış olup, yazarın uzun yıllara yayılan öğretmenlik deneyimi ve gözlem gücünün edebî bir yoğunluğa dönüştüğü metinlerdir.
Sobesos, bireysel anılarla kolektif hafızanın kesiştiği, çocukluk, dostluk, kayıp ve aidiyet gibi temaları işleyen öykülerden oluşur. Özellikle “Dost Acısı” gibi metinlerde, bir çocuğun bir hayvanla kurduğu bağ üzerinden sevgi, kayıp ve meslek seçimine kadar uzanan bir dönüşüm anlatılır. Bu yönüyle eser, masumiyet ile travma arasında ince bir çizgide ilerler.
Kırsaldaki İz ise daha geniş bir tarihsel ve sosyolojik çerçeve sunar. Köy Enstitüleri ekseninde şekillenen anlatı, bireysel bir öğretmen hikâyesi üzerinden ilerler. Aydın Öğretmen karakteri, yalnızca bir birey değil, bir kuşağın ideallerinin sembolüdür. Bu iki eser birlikte okunduğunda, biri mikro (bireysel hafıza), diğeri makro (toplumsal dönüşüm) düzeyde ilerleyen, fakat aynı köklerden beslenen bir anlatı evreni ortaya çıkar. Biz de bugün bu güzel eserleri kaleme alan kıymetli öğretmen ve yazar Enver Türkmen ile söyleşi yapacağız.
Yeni kitaplarınız hayırlı olsun Enver Bey. İki eserinizi de beğenerek okudum. Eserleri okuyanların da bana hak vereceğini düşünüyorum. İsminizi ilk kez duyacak olanlar için söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Enver Türkmen kimdir?
Merhabalar. Teşekkür ederim efendim. Enver Türkmen, 1953 yılında Ürgüp Şahinefendi Köyü’nde doğmuştur. Yarı demirci, yarı rençber bir ailenin dördüncü çocuğudur. Kırk üç yıl sınıf öğretmenliği yaptıktan sonra emekli olmuş; vaktini okuyarak ve yazarak geçiren biridir. Emekli olduktan sonra da toplumun bana nerede ihtiyacı varsa orada olmaya çalışıyorum; siyasi etkinlikler ve sosyal amaçlı dernekler de buna dâhildir.
Sobesos (195 sayfa), Kırsaldaki İz (300 sayfa) eserlerinizden önce Usta isimli bir eseriniz daha yayımlanmış. Bu da gösteriyor ki yazmakla, okumakla aranız iyi. Üretken bir yazar olarak size sormak isterim:
1) Ne zamandan beri yazıyorsunuz?
2) Yazmak konusunda herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa tamamen kendi deneyiminizle mi geliştirdiniz?
Mesleğimiz planlı çalışmayı gerektiriyordu. Yazdığım planlar her yıl bir kitap oluşturabilirdi. Ben daha çok köy okullarında çalıştım. Bayram ve önemli gün kutlamalarında hazır materyaller çevremize uymadığı için oyun, piyes, şiir gibi metinleri kendim yazardım. Tabii ki bunları arşivledim. Bunları saklarken, ileride bir gün kitap olabilecekleri aklımdan bile geçmemişti. Ancak öğrencilerime, ikinci sınıftan itibaren günlük tutmalarını hep önerdim ve bunu yakından takip ettim. Dedim ya, babamın dolap kapaklarına kaydettiği notlar, yazıldıkları anda belki çok şey ifade etmiyordu ama bugün benim için altın değerindedir. İzninizle bir itirafta bulunayım: Gerçek doğum tarihimi, babamın vefatından sonra, ondan kalan not defterinden öğrendim.
Edebî eserler yazmaya tam bir yıl vermem gerekirse, 1983 yılında Öğretmenler Günü vesilesiyle açılan bir yarışmayla başladığımı söyleyebilirim. Klasik anlamda bir yazarlık eğitimi almadım. Ancak şansım odur ki, ilkokuldan itibaren – özellikle öğretmen okulundaki öğretmenlerimden – çok etkilendim. Onlara şükran borçluyum. Bana göre bir öğretmen, en azından bu kadarını yazabilmelidir.
Türk edebiyatının merkezinden (İstanbul’dan) kıra doğru bakıldığında genellikle ya nostalji ya da yabancılaşma görülür. Siz ise Sobesos’ta, çocukluk deneyimleri gibi son derece kişisel ve yerel unsurlardan modern bir dil kuruyorsunuz. Gündelik hayatın küçük mucizelerine odaklanan bu üslubunuz, Türk edebiyatında 'büyük meseleler' anlatmaktan ziyade, hayatın özündeki 'küçük hakikatlerin' peşine düşen bir ekolü hatırlatıyor. Doğrusu bazıları okurun da artık bu tarz öykülerden hoşlandığını ileri sürüyor. Sizce bugün okur gerçekten büyük anlatılardan uzaklaşıp bu daha sade ama derin hikâyelere mi yöneliyor? Neler söyleyeceğinizi merak ediyorum.
Önce bir düzeltme yapayım, izninizle: Sobesos, benim doğup büyüdüğüm köyde ortaya çıkarılan antik bir harabe kentin adıdır. Hayatın tamamı bana göre bir öyküdür. Yazarın görevi; herkes için doğal, normal ve rutin olanı, hediye paketler gibi paketleyip süsleyerek okura sunmaktır. Benim yaptığım da budur. Fazla psikolojik tahlillere girmek, okurun yalnızca bir kesimine hitap etmek olur. Ben, herkes anlayabilsin, sıkılmasın ve hatta kendinden bir şeyler bulabilsin diye basit ve akıcı bir anlatımı tercih ediyorum. Amacım budur.
Enver Bey, Kırsaldaki İz’de “Köy Enstitüleri”ni anlatınızın merkezine alırken temel motivasyonunuz neydi? Okuru geçmişin romantik hatıralarıyla buluşturmayı mı hedeflediniz, yoksa bu modeli modern dünya için hâlâ geçerli bir pedagojik çıkış yolu olarak mı düşünüyorsunuz?
Ben Köy Enstitüsü mezunu değilim. Ancak oradan mezun öğretmenler tarafından yetiştirildim. Yüz yüze tanışma imkânı bulamadıklarımdan da eserleri aracılığıyla etkilendiğimi rahatlıkla ifade edebilirim. Onların modeli, Türk eğitim tarihine damga vurmuştur. Aşağı yukarı seksen yıl öncesinden bahsediyoruz. Elbette günümüz Türkiye’sinde çocuklara kerpiç döktürüp duvar ördürerek eğitim vermek mümkün değildir. Ancak o model geliştirilerek uygulanabilseydi, bugün gıpta ederek izlediğimiz toplumları çoktan yakalamış olurduk.
Aydın Öğretmen’in Şirindere’de yalnızca eğitimle sınırlı kalmayıp “su ve kanalizasyon” gibi doğrudan yaşam kalitesini etkileyen somut sorunlara yönelmesi son derece dikkat çekici. Bu yaklaşım, öğretmenlik mesleğini klasik anlamının ötesine taşıyarak toplumsal dönüşümün merkezine yerleştiriyor. Siz de bir öğretmenin yalnızca bilgi aktaran değil, aynı zamanda bulunduğu coğrafyanın kaderine dokunan bir öncü olabileceğini vurguluyorsunuz. Bu bağlamda, Aydın Öğretmen karakteri üzerinden vermek istediğiniz temel mesaj nedir?
Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenlerin Anadolu’da, köylerde bilim, sanat, kültür ve folklor alanlarında yaptıklarını incelediğimizde, neleri başardıklarını açıkça görüyoruz. Şu anda benim yaşadığım ilin köylerinin yüzde sekseninde okul yok. İstiklâl Marşı okunmuyor.
“Duvarları biz ördük, çatıyı biz çattık. Toprağa sadece tohum değil, bir memleket hayali ektik. Ama rüzgâr tersinden esince, o koca bina değil, içimizdeki o sönmeyen ateş önce söndü.” Kırsaldaki İz’de geçen bu pasajda tasvir edilen “rüzgârın tersinden esmesi”ni açmanızı istesem neler söylersiniz?
Ben kendimi yazar olarak tanımlayamam, estağfurullah. Ama ben öğretmenim; olaylara hep eğitim çerçevesinden bakıyorum. Bu da benim için doğal. Rüzgârın tersten esmesi, birey ve ülke talihinin kötümser bir ifadesi diyelim.
Her insanın edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?
Zor soru… Kütüphaneye üyeyim; en az on beş günde bir kitap okurum. Şu anda raflarda öyle kitaplar var ki, “Bu eser neye dayanarak yazılmış?”, “Amacı neymiş?”, “Bu kitabın devlet kütüphanesinde ne işi var?” gibi soruları kendime sorarım. Hatta bazılarının arkasına, kurallara aykırı olduğunu bilsem de, kısa eleştiriler yazarım. Bana göre bir yazar, öncelikle hangi kitleye hitap edeceğini bilmelidir. Geniş bir hayal gücüne sahip olmalı ve dünyanın ulaştığı bugünkü uygarlık düzeyinin, hayal kuran insanlar sayesinde mümkün olduğunu unutmamalıdır. Ayrıca yazar, okura hazır ve yüzeysel bilgiler sunmamalı; onu düşünmeye ve muhakeme etmeye sevk etmelidir. Ana diline hâkim olmalı; hiçbir şekilde ırk ve din ayrımı yapmamalı, toplumların ve bireylerin düşünce ve inançlarına saygılı olmalıdır.
Enver Bey, Türk öykücülüğünün son yıllarda giderek daha “güvenli”, daha “benzer” ve risk almaktan uzak bir çizgiye kaydığı yönünde eleştiriler var. Sizce çağdaş Türk öykücülüğü gerçekten bir tekrar ve konfor alanına mı sıkıştı, yoksa bu eleştiriler abartılı mı?
Katıldığım noktalar var, ayrıştığım da… Konu bulmakta zorlandığımız doğru. Bir yazar, herkesin malumu olan şeyleri yazarsa, başta siz onu yayımlamazsınız. Kabul edelim ki yazarlık birikim ister. Benim birikimlerim daha çok kırsaldan gelir. Yani ben oranın çocuğuyum ve oradan beslenen yazarlardan – gerek Türk gerek yabancı – çok etkilendim.
Bugün bazı yazarlar, belki de konu sıkıntısından, hiçbir ölçü tanımadan cinsel içerikli öyküler yazıyor; bu metinlerde edep dışı sözcükleri de açıkça kullanabiliyorlar. Cinsel içerikli romanlara karşı değilim; ancak aynı konu daha naif bir dille de ifade edilebilir. Bana göre yazarın temel görevi; çocuğu, bireyi ve aile kurumunu gözetmek olmalıdır. Küfür ve cinsel organ isimlerinin kullanımı gibi unsurların bir denetimden geçmesi gerektiğini düşünüyorum. İdeal olan elbette otokontroldür; ancak rekabetin de etkisiyle bu tür örneklerin giderek arttığı görülüyor.
Türk edebiyatında size ilham veren 5 yazar ve 5 eser ismini sorsak yanıtınız ne olurdu?
Hangisini yazsam ötekine haksızlık etmiş olacağım ama galiba yazmak zorundayım:
Serenad – Zülfü Livaneli
İnce Memed – Yaşar Kemal
Hüzün – Ayşe Kulin
Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali
Tesbih Taneleri – Mıgırdiç Margosyan
Söyleşi yaptığım yazarlara şu soruyu soruyorum. Çünkü sosyal medya gerçekliği, dijitalleşen, yapay zekâlaşan bir gelecek içinde yaşıyoruz. O soru da şu: Şiirin gelecekte hiçbir karşılığının kalmayacağını, hatta edebiyatın bile tamamen ortadan kalkacağını savunanlar var. Bu fikre katılır mısınız?
Asla… Edebiyatın her dalı, insan ruhunun dışa yansımasıdır. Yapay zekâ, araştırmalarda iyi bir yardımcı olabilir; ancak duygularımızın yerine asla geçemez, geçmemelidir.
Enver Bey, her iki eseri okuduğum için mutluyum. İki eser de şimdiden beğendiğim eserler arasına girdi. Çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini temenni eder, bundan sonraki üretimlerinizde kolaylıklar ve ilham dolu süreçler dilerim.
Çok teşekkür ederim. Karaladıklarımın tarafınızdan “eser” olarak nitelenmesi gururumu okşadı. Minnettarım. Umarım okunur; okurlarımız da sizin bu nazik düşüncelerinize katılırlar.