Dr. Serdal Uğurlu: “İnsanın en büyük mucizesi
hayal edebileceklerini yapabilmek, yapabileceklerini hayal edebilmektir.”
SÖYLEŞİ:
Aslı Kemal Gürbey
Dr. Serdal Uğurlu’nun, TANRI
ZERRECİĞİ VE MEDİKAL ENSEST isimli inceleme kitabı bu hafta Kalan
Yayınları’ndan çıkarak raflardaki yerini aldı. Yazar ile kitap hakkında söyleşi
yaptık.
Merhaba
Serdal Bey. Yeni eseriniz hayırlı olsun. Farklı kitaplar da yazmışsınız fakat
ben isminizi bu kitap vesilesiyle duydum. Öncelikle sizin kim olduğunuzu okurlarımıza
tanıtarak başlamak isterim. Dr.
Serdal Uğurlu kimdir?
Dr. Serdal Uğurlu 1954 yılında Samsun’da doğdu. Üniversite hayatı dahil olmak üzere öğretim hayatını İstanbul’da geçirdi. İlk görev yeri 1981 yılında İstanbul Çapa Tıp Fakültesi DETAM (Aziz Sancar Araştırma Merkezi)dır. Histoloji ve Embriyoloji Dalında uzmanlığını İ.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsünde tamamladı. Uzun Yıllar Tıp, Veterinerlik, Diş Hekimliği, Eczacılık Fakültelerinde ders verdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde Deneysel Araştırma Merkezi Müdürlüğü yaptı. 1988 yılında Almanya’da üniversitede çalışmalar yaptı. 8 Adet bilimsel ve felsefi kitabı, 35 adet yurt içi ve yurtdışında yayınlanmış araştırma makaleleri bulunmaktadır. 2005 Yılı Dünya Bankası Yaratıcı Kalkınma Fikirleri Yarışması ödülü sahibidir. Halen bir Vakıf Üniversitesinde Tıp ve Diş Hekimliği fakültelerinde ders vermektedir.
"Tanrı Zerreciği" Başlığını seçerken
kitapta bu konuyla ilgili nelerden bahsediyorsunuz ve okuyucunun bu konuyla
ilgili bilimsel kazanımı ne olacak? Ayrıca dünyada yürütülen CERN projesi ile
bir ilgisi var mı?
Temel ve biyolojik bilimler (tıp, genetik…) ölümsüzlüğün peşindeler. Felsefe ise daha çok
yaratılışın ve hakikatin peşindedir. Yaratılış konusu insanların en büyük merakı.
Ve insanın yaradanı kim olduğu ile ilgili arayışı neden, nasıl, niçin sorularını sormaya başlayarak tarih boyunca
bilimi ve felsefeyi geliştirdi. İnsanlığın en önemli buluşu olan dil gelişimi
ile insan monologdan diyalog durumuna geçti. Karşılıklı anlaşmanın ötesinde
karşılıklı tartışma, soru sorma, sorulara cevap arama gibi insanlar arasında
dil ile beraber fikir alışverişleri olmaya başladı. Bunun dışında insan yavaş
yavaş bakmanın dışında çevresini tanımayı
ve algılamayı öğrendi. Tarihsel süreç içerisindeki mağara toplumundan alet
kullanan ve ticarete yönelen bir toplum süreci başladı. Bütün bu toplumsal
gelişimler adalet duygusunu da birlikte geliştirmeye başladı. Yani yapılan her
işte, iki tarafın olduğu anlaşılmaya başlandı. Tanrı ya da yaratılan
insan kendi hakları ve karşısındakinin hakları konusunda düşünmeye ve bunları belirli
kurallara bağlamak istedi. Tabiat güçlerinden korkma dışında manevi
korkularda dinlerin ortaya çıkışı, doğa
güçlerine karşı çaresiz kalan insanların çaresizliği korkusuyla birlikte sonra
bunlara sebep olan varlıkların olduğunu düşündürerek onlara karşı ölüm sonrası
ne yapacağını bilmediğinden dolayı bir olgu ortaya çıkarması gerekiyordu: Din.
Tek tanrılı dinlere geldiğimiz zaman burada bir yaratan var ve bir de yaratılan;
başta insan olmak üzere birçok canlı varlık etrafımızda bulunmaktadır. Tanrı Zerreciği hakkında Cern’de
fiziksel anlamda ilk maddenin oluşumu konusunda araştırmalar yapılmaktadır.
İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim'deki ayetlere bakarak insanın
ortaya çıkışı ile ilgili ayetler bulunmaktadır. Örneğin Taha Suresi 55. ayette seni balçıktan yarattım, derken birçok
ayette seni bir su damlasından yarattık,
deniliyor. Hicr Suresi’nde ise ona
ruhumdan üfledim gibi teolojik açıklamalara rastlamaktayız. Ben de kitabımda,
fiziksel olarak ortaya çıkan maddeden sonra canlının ortaya çıkışını ve RNA, DNA
ve ötesinde yaratıldığımız zerreciği göstermeye çalıştım. Bana göre “Mikroskobun altında dinleri göremezsiniz
ama! Yaratanı arayabilirsiniz.”
"Medikal ensest" kavramı çok çarpıcı ve tartışmaya açık bir terim. Bu kavramı seçmenizin arkasındaki neden nedir?
Yardımcı Üreme Teknikleri
ve Klonlama safdöl, Genetiği değiştirilmiş canlılar yapma gibi evrimsel süreç
içerisinde biyolojik olarak kısıtlanmış olgulara müdahale ederek doğru işler mi
yapıyoruz? Kusursuz insan üretme
safdöl=arıdöl gibi nesiller yaratma imkânları belki de genetik mutasyona
aykırı! Doğa kendi içinde doğal seleksiyon yapmaktadır. Zayıf veya işe
yaramayan yok olmaktadır. Almanların İkinci Dünya Savaşı öncesi yapmak istediği
“übermench” fikri ile kıyaslandığında her şey normal kabul edilebilir mi? Ya da
yeni Frankensteinler yaratma gibi bizi bekleyen riskler mi var? Normalde ahlaki
ve hukuki olarak aile içi cinselliğe laboratuvar koşullarında mümkün kılmanın
tıbbi manada bir ensest kabul edilebilirliği tartışmalı bir süreçtir. Ahlaki ve
hukuki geleceği açısından buna dikkat çekmek istedim.”
Kitap kapağınızın arkasında bahsettiğiniz "teknolojik yaratılış" kavramını biraz daha açabilir misiniz? Bu kavramın insanlığın geleceğine etkilerini nasıl görüyorsunuz?
Kitabı okuyunca daha iyi anlayabileceğiniz bir terminoloji. Canlılığın ortaya çıkışından bu yana biyoloji/yaratılış vardı. Sofiya’yla başlayan Elon Musk ve diğerleri, insansı robotlar gibi yeni bir insan modelinin ortaya çıkmasının ön çalışmaları hızla devam etmektedir. Her şey Hollywood senaryolarıyla başlarken bugün gerçeğe dönüşmektedir. Kaş yaparken göz çıkarmaya dönüşmesin! Beyin vücudumuzun motor sistemini kontrol ediyor. Protez kol bacaklarla başlayan engelli insanlara yardım etme süreci artık metal kol bacaklarla insanoğlunu yataktan veya tekerlekli sandalyesinden kaldırdı. Bu faydalı gelişimlerin yanında bağımsız insan modelleri de geliştirildi. Bunlar şimdilik insanlığa hizmet ediyor görünüyor. Bilgisayar programları ile ne yapacakları belirleniyor. Yapay zekâ ile bir gün bunlar bağımsız hale gelebilir. Yaşamak için biz insanlar tarlaları ekmek zorundayız. Ama bu insansı robotların enerji kaynağı ışık, midesi akü. Bütün bunlar sonumuz olabilir ve artık teknolojik yaratılış ortaya çıkmıştır. Tanrı kim olacak veya Tanrı ölecek mi?
Kitabınızda, yardımcı üreme tekniklerinin insan soyuna etkilerini tartışıyorsunuz. Sizce bu teknolojilerin ilerlemesi, etik ve toplumsal açıdan hangi riskleri veya faydaları beraberinde getiriyor?
İnsanların kadına veya erkeğe bağlı cinsel
kusurları (kısırlık) çocukları olmasına engel olmaktadır. Tıp, gösterdiği
gelişmelerle bu insanları çocuk sahibi yapmaktadır. Sadece bu insanların mutlu olması amaçlanmıştır. Bu
faydalı hizmetler, babasız çocuklar olmasına da (isteğe bağlı) neden olabilir. LBGT
bireylerin kendi hücrelerinden eşeysiz olarak çocuk sahibi olabilmesinin önü
açılıyor. Bireyin kendi kök hücreleri 2n kromozomlu döllenmiş yumurta kabul
edilebilir ve embriyoya dönüştürülebilir. Bu konuyla ilgili Japonya’da deneysel
farelerde başarı elde edildi. Tıpkı Doly ve kınalı koyunlar gibi. Bugün
yadırgadığımız bu gelişmeler coğrafya, toplumsal gelenekler üzerinde etki
yaparak tabuları yıkıp ahlaki değişikliklere sebep olabilir. Kitabı okurken
bazı kanaatlerimiz olumlu veya olumsuz yönde etkilenebilir. Özgürlüğün sonu
neresi?
Sperm, yumurta ve embriyo satışı gibi konular farklı kültürlerde ve ülkelerde farklı şekilde değerlendiriliyor. Bu konuda global bir etik standart oluşturulabileceğini düşünüyor musunuz?
Savaşları
önleyemeyen dünya, denizleri ve çevreyi kirleten insanoğlunun anlaşacağını
sanmıyorum. Tarihe bakınca da ensest konusunda coğrafyalar ve sosyolojik
etkilerde birörneklilik yok ne yazık ki. Doğacak çocuğun bu durumda olup
olmadığını, isteyip istemediğini bilmiyoruz. Her şeyi biz istediğimiz için
yapıyoruz.
Kitabınızın özellikle genetik ve tıbbi
gelişmelere dayanan bölümlerinin, bilim çevrelerinden nasıl bir geri dönüş
alacağını öngörüyorsunuz?
Bu konu
ülkemizde bilimsel çevrelerin popüler yaklaşımından etkilenecektir. Dini ve
ahlaki yaklaşımlalar belki tepki vereceklerdir. Benim amacım onların bildikleri
veya bilmemezlikten geldikleri bilimsel konuları ortaya koymaktır. Olayların
objektif veya sübjektif bakışla ilgili sonuçlarını yaşayacağız.
İnsanlığın geleceği açısından kitapta
değindiğiniz konulardan en kritik bulduğunuz mesele hangisi?
İnsanların
kendine benzeyen robotları insana tercih edecekleri.
Kitabınızda bilimsel verilerle birlikte felsefi bir bakış açısı da sunuyorsunuz. Bu ikisini birleştirmek nasıl bir yazınsal süreç gerektiriyor?
Biyolojik olarak hiçbir canlı mükemmel değildir. Eğer mükemmel olsaydı ölüm olmazdı. Canlılar evrim geçirir. Bulunduğu koşullara göre bu değişim olur. Örneğin insanda ayak parmakları evrimini tamamlayamamıştır. Oje sürmekten, tırnak batmasından başka bir pozitif katkısı yok. Suda yaşasaydık belki palet gibi olurdu ve tırnak batması derdimizde olmazdı. İleride şimdi telefonlarda en çok kullandığımız işaret parmağımız uzayacak belki. Beynimizin Frontal(alın) lopu çok kullanıldığından büyüyecek… Örnekler artırılabilir. Kişiliğimiz ve birikimlerimiz beyinde eğer beyini nakledebilirsek insansı robota, yeme sorunu da kalkabilir. Biz enerjiyi yiyeceklerden alıyoruz. Onlar ışıktan. Su bile gerekli olmayabilir. Bunların hepsi kritik konular, kimse olmayacağını garanti edemez. Sonuç olarak insanın en büyük mucizesi hayal edebileceklerini yapabilmek, yapabileceklerini hayal edebilmektir.
Tanrı
Zerreciği ve Medikal Ensest
kitabının tartışma yaratacak bir çalışma olduğunu düşünüyorum. İleride bu
konulara ilişkin yeni kitaplar yazmayı veya daha derinlemesine araştırmalar
yapmayı planlıyor musunuz?
Bu konuda
bilimsel zeminde tartışacağımız rakiplerimin olması beni mutlu eder. Bilimin
temeli sebep-sonuç ilişkisidir; bakmak değil, görmektir. Bu konularda
insanlığın refahı için yapılan ve çevreye zarar vermeyen her şey bilimseldir. Eğer
biz akıllı varlıklarsak, başka dünyalarda bu dünyada var olup da yok
ettiklerimiz için araştırmaya zaman ve
para harcamamalıyız. Benimde bu yöndeki araştırmalarım devam edecek.
Söyleşiyi
sonlandırırken okurlarınızın bol olmasını diliyorum. Bana zaman ayırdığınız
için teşekkür ederim.
Ben de size teşekkür ederim.