30 Kasım -0001, Pazartesi
Adem Taşçı: “Romanlar birazda kişinin yapısı ile alakalıdır.”
SÖYLEŞİ: Aslı Kemal
Gürbey
Adem Taşçı’nın "Son Gece" isimli romanı üniversite öğrencisi Ferit ile
zengin bir iş adamının mutsuz eşi Feride’nin başrolde olduğu iyi bir kurmaca. Yazar
ile kitap hakkında söyleşi yaptık.
Merhaba
Adem Bey. Yeni eseriniz hayırlı olsun. Farklı kitaplar da yazmışsınız fakat ben
isminizi bu kitap vesilesiyle duydum. Öncelikle sizin kim olduğunuzu okurlarımıza
tanıtarak başlamak isterim. Evet, Adem Taşçı kimdir?
28/02/1983 Trabzon/Akçaabat doğumluyum. Küçük yaştan
beri kitap okuma, kurgular kurarak hikâyeler oluşturup, zamanla bu yeteneğimi
roman yazmaya kadar yükselttim. Örgün eğitimi 7. sınıfta bıraktıktan sonra
mobilya sektöründe çalışmaya başladım. Bu zaman diliminde kitap okumaktan hiç
geri kalmadım. 2011 yılında açık öğretime başvurarak, sırayla yarım kalan
ortaokulu, liseyi ve sonrasında üniversite sınavına girerek (Erzurum Atatürk
üniversitesi) büro yönetimi ve büro asistanlığını kazanıp bu bölüm üzerine
uğraşı gösterdim.
"Son Gece" romanınızı yazarken ilham
kaynağınız neydi? Bu hikâyeyi oluşturma süreci nasıl başladı, nasıl gelişti?
İlk romanımı 2013 yılında yazmaya
başladım. Roza adlı bir romandı, bu romanımı henüz yayınlamadım. Romanın konusu
Kıbrıs’ta geçiyor, sınır hattındaki bir Türk askeri ve Rum kızı arasında
yaşanan bir aşk hikâyesini anlatıyor. Esasen (Son Gece’deki) Feride’nin
melankolik bir yapıya sahip olması da, ilk romandaki Roza’ya çok benziyor, ama
(Son Gece) adlı romanımın kurgusu geniş yıllara yayılmış, çok kapsamlı bir
roman, aynı zamanda tarihi de seven bir kişi olduğum için, küçükte olsa bazı
tarih konularını işlemiş oldum. Feride’nin Ferit ile tanışması ve sonrasında
romanın belli bir bölümden sonra 10 yıl ileri taşınması okuyucuyu soluksuz bir
serüvene sürüklüyor.
404 sayfa olan
roman, ihanet, mutsuz evlilikler, aşk, pişmanlık ve kayıp temalarını
derinlemesine işliyor. Bu temaları seçmenizin özel bir sebebi var mı?
Aslında özel bir sebebi yok, bu
konuları genişletip her birinin kıyısında dokunuşlar yapmak istiyorum. Bu;
romanın zenginliği açısından önemli, ama bir süre sonra durum gittikçe genişliyor,
bir mutsuzluk durumu ele alındığında onu üç beş satırla kısıtlayamıyorum.
Ferit ve Feride’nin hikâyesi başarıyla işlenmiş ve
de etkileyici. Bu karakterleri yaratırken
üzerinde çokça çalıştığınız anlaşılıyor. Romanda karakter nasıl yaratılır,
bunun yanıtını sizden öğrenmek isterim.
Romanda karakter yaratmak kolay olmayan
işlerin başında geliyor. Bir kere her şeyden önce, romanın ruhuna uyum
sağlaması lazım, kaldı ki bu bir aşk romanı ise, zor olan işi bu kez iki ile
çarpmanız lazım. Özellikle başkarakterlerin isimleri bir uyum içinde olmalı
okuyucunun kulağına hoş gelmeli onu benimsemeli, kişi okuduğu romanda bazen
kendi duygularını da katarak, kendini karakterin yerine koyuyor. Romanla
okuyucu bir bütün haline geliyor, romanı
bitirdikten sonra bile, yıllar geçse de o karakterleri ve konuyu asla
unutmuyor.
Feride ve Ferit’in ilişkisi, roman boyunca
dramatik ve duygusal bir seyir izliyor. Bu ilişkiyi yazarken sizi en çok
zorlayan veya etkileyen sahne hangisiydi?
Bir sıralama yaparsak, Feride’nin aile
içindeki yaşamış olduğu o büyük acısı ve çaresizliği ailesinden geriye sadece
babasının kalması ve ona da çok uzak olması, bu durumu kolay anlatsak bile,
insan bire bir yaşıyor ve tabi ki Feride’nin bir gün Ender tarafından ani bir
şekilde Avrupa’ya gidip orada 10 yıl geçirip bu kez değil ailesinden ve
Ferit’ten, yurdundan bile koparılmıştı. Ferit’in onu 10 yıl boyunca araması ve beklemesi aklından çıkarmayıp onunla
yaşadığı günleri ve ona duyduğu özlemi bir günlükte tutması beni duygusal
olarak yenen bir yazıydı.
Pierre Loti Tepesi gibi gerçek
bir mekânın hikâyede önemli bir rol oynaması, hikâyenin duygusal derinliğine
nasıl katkı sağladı?
Az öncede söylediğim gibi, tarih ve
tarihi mekânları seven biriyim Pierro Loti benim için romantik bir yer gibidir
hep, âşıkların buluştuğu, gerek seyri açısından olsun, her zaman dikkatimi
çekmiştir. Romandaki ilk karşılaşma ve Ferit’in Feride’yi ilk gördüğü yerin
burası olması da roman için önemli bir yer tutuyor.
Feride’nin hastalanarak ölmesi ve
sırrın gizli kalması, okuyucularınız için dramatik bir final sahnesi.
Sevenlerin, sevdiklerine kavuşamaması acı bir son. Bu sonu neden tercih
ettiniz?
Ben balık burcuyum, duygusallık bir
nevi yapımda var. Roza ve Taş Köprü Meyhanesinde de duygu dolu temalar işledim. İnsanların yazdığı
romanlar yâda hikâyeler olsun, bu birazda kişinin yapısı ile alakalıdır. Mesela
Dostoyevski’yi ele alalım, kendisinin romanlarını büyük bir hayranlık ile
okudum. Ömrü ciddi yokluklarla geçmiş psikolojik bazı travmalar yaşamış
biridir, bunu romanlarında kolaylıkla
görebiliyoruz, yaşadığı hayatı ister istemez hemen hemen tüm romanlarındaki
kurgulara eklemiştir, bazı yazarlar yaşadığını okuyucuya gerçekten yaşatarak bu
durumu ele alıyor, bence bu kasıtlı değil önüne geçilemeyen bir durumdur. Benim
duygu ve düşüncelerim bu kurgular üzerinde daha yaratıcı bir çalışma ortaya
çıkarıyor, sonuç olarak dramatik bir tablo ile karşılaşıyoruz, daha öncede
dediğim gibi bu birazda yazarın içsel dünyası ile alakalı bir durum.
"Son Gece," üçüncü kitabınız. Şimdi bu bağlamda iki sorunun yanıtını sizden öğrenmek
isterim. 1) Bu roman, önceki eserlerinizle kıyaslandığında sizin için nasıl bir
yere sahip? 2) Bu romanla birlikte yazarlık yolculuğunuzda nasıl bir değişim veya
gelişim yaşadınız?
Bu roman, Roza adlı roman ile kıyaslandığında, çok daha zengin bir kurgu daha
geniş bir mekân, kurgudaki karakterler arası geçen diyaloglar daha detaycı daha
akıcı okurun serüvene kapılması daha ciddi bir değişimin ve olduğu kesin. Taş Köprü Meyhanesine göre ise daha çok
aşk ve duygusallık ön planda, farklı şeyleri denemek için çemberi daha geniş
tuttuğum bir çalışma, yani Son Gece
her yönü ile çok kapsamlı bir roman.
Ferit ve Feride’nin hikâyesini Ömer
üzerinden devam ettirmeyi ya da farklı bir bakış açısından yeniden anlatmayı
düşünüyor musunuz?
Ömer üzerinden devam etmek, bu romanı
okuyan okuyucular için önemli aslında, ama böyle bir düşünce şimdilik yok, bu
soru daha önce Taş Köprü Meyhanesi’nin
başkarakteri (Cemal) içinde soruldu bana, yazdığım romandaki karakterleri orada
bırakıp tasarladığım o kurguda bırakırım, o hikâyenin bütününün de kalmasını
istiyorum daha çok, ama devam niteliğinde romanlar var, mesela Emile Zola’nın
(Meyhane) ve sonrasındaki (Nana) devam niteliğinde yazılmıştır, severek
okuduğum iki mükemmel eserdir.
Son Gece’yi beğenerek okuduğumu
bilmenizi isterim. Eminim kitabı okuyacak diğer okurlar da bana hak
vereceklerdir. Dolayısıyla böyle bir yazarın kaleminden çıkacak sonraki
projesini merak ediyorum. Üzerinde çalıştığınız yeni bir proje var mı? Varsa
bunu ne zaman okurlar buluşur?
Edebiyat dünyasına güzel bir eser
verebilmişimsem ne mutlu bana. Yeni bir eser için şu an tarih vermek biraz zor
olur, küçükte olsa konusu ile ilgili bazı çalışmalarım var, tuttuğum notlar,
kısa kurgular, bir birinden farklı karakterler. Bunları bir dosya halinde
tarihli olarak topluyorum, bizim işimizin zor yanlarından biri de, yazım
esnasında yada yazıma başlamadan önce romanın alt yapısını oluştururken her
hangi bir kopukluğun asla telafisi olmuyor, romanın alt yapısı bitip yazıma
geçmiş iseniz, fazla ara veremezsiniz bu kez kurgudaki kaliteye zarar
veriyorsunuz öncesinde ki alt yapıda bu böyledir, eğer karar vermiş iseniz
başlangıçtan yayınlanmasına kadar, bir düzen içinde takip etmelisiniz, buda
ciddi bir sabır ve emek meselesidir.
Söyleşiyi
sonlandırırken okurlarınızın bol olmasını diliyorum. Bana zaman ayırdığınız
için teşekkür ederim.
Bende sizlere teşekkür ediyorum, romanı
beğenerek okumanız benim için kıymetliydi. İnşallah tüm okurlarımız da sizin
gibi romanımızı beğenerek keyifle okurlar.