Bu kitap, Zerrin’in yalnızlık ve unutulmuşluk duygularıyla kuşatılmış bir odada uyanışıyla başlar. Nerede olduğunu ve buraya nasıl geldiğini anlamaya çalışırken, kendisini hem zihinsel hem de duygusal olarak derin bir sorgulamanın içinde bulur. Geçmişle yüzleşme, kimlikle hesaplaşma ve kırgınlıklarla mücadele ekseninde ilerleyen bu anlatı; yalnızlığın içinden geçerek kabullenişe, oradan da hayali bir umuda varan bir iç yolculuğu resmeder. Kayıplarında kaybolan bir anne yüreğine sahiptir Zerrin. Kendini bulmaya çabaladığı bu süreçte, birer birer gerçeklerle yüzleşmeye başlar ve yaşamına örtülen sis perdesi aralandıkça, bütün taşlar bir bir yerli yerine oturur.