İbrahim Erkan Manavoğlu belleğinden süzülen, bir coğrafyanın dilini, insanını ve kırılmalarını taşıyan çok katmanlı bir anlatı dünyasına davet ediyor okuru.
Leymosun’dan köy düğünlerine, çocukluk sokaklarından göçün ve çatışmanın eşiğine uzanan bu metinlerde Manavoğlu, yalnızca hatırlayan değil; gördüğünü, yaşadığını ve duyduğunu yazıya dönüştürme kudretiyle yeniden kuran bir tanık olarak karşımıza çıkıyor.
Bu tanıklığın en belirgin gücü, metinlerin damarında dolaşan yöresel dil zenginliği. Kıbrıs Türkçesinin canlılığı, gündelik konuşmanın doğallığı, deyimler, sesler, ritimler… Bütün bunlar bir toplamın ayrıntılı parçaları olmakla birlikte aynı zamanda bir hafıza mekânına dönüşüyor.
Manavoğlu’nun yazdıklarında çocukluk; masumiyetle birlikte utancı, merakı ve korkuyu da taşır. Aile vazgeçilmez anılar ve yumağıdır. Sokak öğretir ama iz bırakır. Ve bütün bu bireysel deneyimler, yazarın güçlü gözlem yeteneğiyle sosyolojik bir gerçekliğe dönüşür.
Bu kitapta yer alan öyküler, anılar, kısa anlatılar ve meseller; yalnızca kişisel hikâyeler değildir. Her biri, bir dönemin ruhunu, bir toplumun çelişkilerini ve bir coğrafyanın dönüşümünü görünür kılar.
İbrahim Erkan Manavoğlu, anlatırken yalnızca geçmişi kaydetmez; onu çözer, yeniden kurar ve okurun önüne bir yaşanmışlık atlası olarak serer.
Çünkü bazı hayatlar anlatıldıkça anlam kazanır.